Kutsal Geyiğin Ölümü – DVD incelemesi

Kutsal geyiğin ölümü

A surgeon never kills a patient.

Film

Geçen yılın en çok beklediğim filmleri tek tek blu-ray ve DVD olarak piyasaya çıkmaya başlamışken hangi sıra ile inceleme yapacağımı şaşırmış durumdayım. Yorgos Lanthimos, Köpek Dişi’nden beri takip ettiğim ve Haneke gibi rahatsız edici filmleriyle dikkatimi sürekli üzerinde tutan yönetmenlerden biri. Özellikle The Lobster sonrası yönetmen beğeni grafiğini iyice arttırıyor ve 2017’nin en beğendiğim filmlerinden birini izleme keyfini bana sunuyor.

Film rahatsız edici bir kalp ameliyatı sahnesi ile başlayıp, yavaş yavaş ilerleyerek karakterleri bize tanıtıyor. Kalp cerrahı Steven (Colin Farrell)’ın ile göz doktoru eşi Anna (Nicole Kidman)’ın ve iki çocukları ile mutlu ailesi’ne yavaş yavaş yaklaşmaya başlayan, babasını kaybetmiş Martin’in hikayesini öğrenmeye başlıyoruz ve karanlık sırlar filmi Haneke-vari bir kabus’a çeviriyor. Kutsal Geyiğin Ölümü bir yunan miti, Iphigenia’dan esinlenerek isimlendirilmiş, filmin sonlarına doğru yaşanan olaylarla Yunan miti arasında bağlantı kuruluyor.

Film diskin üzerinde de yazdığı gibi bir çok açıdan Kubrik filmlerini andırıyor. İç mekan çekimleri, mekanlardaki simetri ve hatta renklere kadar. Bu benzerlikler sayesinde de 2001: A Space Odyssey’deki gibi ya da Shining’deki gibi klostrofobik bir atmosfer yaratılmış. Ayrıca Nicole Kidman, görsel olarak bire bir Eyes Wide Shut’taki gibi.

Martin (Barry Keoghan), Dunkirk‘teki rolünden sonra o donuk gözlerine çok uygun bir rolde karşımıza çıkıyor, sanırım ilerde daha da fazla göreceğiz Keoghan’ı. Kimi yorumcular Martin’i doğaüstü yetenekleri yüzünden ve filmdeki adalet arayışı/sağlayışı sebebiyle tanrı benzertmesi yapmış.

Film güzel kurgulanmış bir gerilim/korku filmi. Haneke’nin Funny Games’indekini andıran aileye yapılan rahatsız edici bir istila konu ediliyor. Cannes film festivalinde En İyi Senaryo ödülünü almış.

Ekstralar

Filmde iki dakikalık bir Lanthimos yorumundan başka trailer’lar dışında bir ekstra yok. Diskin arkasındaki özel seçeneklerdeki dört maddeye inanmayın, sadece filmi izleyeceksiniz, diskte başka bir içerik yok. Bunu bilerek alın filmi.

Mother! Blu-ray İncelemesi

Film

Yılın en heyecan ile beklediğim filmlerinden biri Mother! sonunda blu-ray olarak piyasaya çıktı ve tozlu rafıma ekleme ve izleme şansı buldum. Trailer’ı izlediğim anda yine çarpıcı ve diken üstünde bir film seyrini garantiliyordu. Öyle de oldu. Aronofsky’nin de diskin ekstralarında verdiği röportajda dediği gibi doğal bir ortamda başlayan film gitgide doğalüstü olmaya başlıyor ve bir yerden sonra soluumuzu kesiyor adeta. Yalnız Aronofsky Mother!’da ne anlatmak istediği hakkında en ufak bir ipucu vermekten kaçınıyor. Filmle ilgili detaylara gelmeden önce bir kaç Blu-ray diskin ambalajını açtıktan sonra kapağın altından çıkan gayet sade ve üzerinde o güzel el yazısı ile karşınıza çıkan disk görsel olarak insanı daha baştan büyülüyor. Diski blu-ray oynatıcınıza koyduğunuzda karşınıza çıkan menü ve arkadaki resim, ki bu Mother!’ın afişlerinden biri (yukarıdaki resimde sol alt köşedeki), bir an bana Rosemary’s Baby filminin afişini anımsattı. Yanılıyor muyum acaba deyip nette aratma ihtiyacı duydum, yok yanılmıyorum, gayette anımsatıyor. Belki bir gönderme, belki sadece bir tesadüf. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz ?

Film alevler ile başlayıp, yanan bir evin tekrar yenilenmesi adeta bir teybin başa sarması ile başlıyor, ki bu, artık bir çok filmden alıştığımız şekilde, filmin sonunun bu görüntülere bağlanacağını işaret ediyor. Jeniffer Lawrence ve şair kocası Javier Bardem’in yenilediği kocaman ev, yaşadığımız zamanda neredeyse hiç rastlanamayacak şekilde bir arazinin içerisinde bulunuyor, evin etrafında ne bir araba var, ne de bir yol, tamamen izole, doğa ile içiçe sakin bir ev. Bu sakinlik ile başlayan film, her an bir gürültü kopacakmış hissi ile izleyicide merak uyandırarak devam ediyor. Eve nasıl ulaştıklarını anlayamadığımız misafirler ile evde tansiyon yükselmeye ve sakin hayat hareketlenmeye başlıyor, tempo sürekli artıyor. İşte Aronofsky’nin bahsettiği doğaldan doğaüstüne geçiş bu aşamada oluyor ve adeta insanlık tarihini evin içerisinde yaşıyorsunuz. Bu son cümle yine ekstralarda film ile ilgili sarfedilen cümlelerden biri.

<SPOILER İÇERİR>

Yazımı burada bölüp spoiler verecek şekilde devam etmek istiyorum. İnsanlık tarihi benzetmesi filmin ekstralarından bir alıntı demiştim. Halbuki film gözümüzün içerisine dinsel pek çok sembolü ve olayı sokarak bambaşka bir olayı anlatıyor. Ev sahibi Javier Bardem’i hristiyan inancında tanrı, Jeniffer Lawrence’ı toprak ana, Eve gelen ilk misafir Adem, eşini Havva, Bardem’in odasındaki kristal elma olarak görselleştirilmiş. Kristal kırıldıktan sonra Adem ile Havva odadan kovuluyor, sonrasında misafirleri sevişirken görüyoruz. Ardından ilk oğul Habil, sonrasında kıskanç oğul Kabil eve geliyor. Ve Kabil Habil’i öldürüyor. Sonrasında Jeniffer’in hamile kalması, Bardem’in kitabını bitirmesi, kitabın büyük bir infial yaratması ve hayranların eve akın etmesi. Adeta bir dinin doğuşu gibi. Hayranlar arasındaki ayrılıklar, kutuplaşmalar, kavgalar. Bebeğin doğuşu ile rahatlayacağız ümidi varken hazin sona doğru ilerliyoruz. Bebeğin hayranlar tarafından katledilmesi hikayenin gidişatına göre tahmini zor bir sahne değil açıkçası, ama bu kadar vahşice bir kurgu ancak bir kaç yönetmen tarafından yapılabilirdi sanırım, Aronofsky de bundandan biri. Sonrasında yaşanan Lawrence’ın linç edilmesi sahneleri, adeta Tanrı’nın oğlunun gördüğü eziyetler ve çarmıha gerilişi gibi dini olayları anımsatıyor.

</SPOILER İÇERİR>

Filmde pek çok sembol var, kimilerini internetteki incelemelerde okuyabiliyorsunuz, kimileri ise muamma. Film kesinlikle birden fazla defa izlenmeyi hakediyor, ve insanda bu hissi de uyandırıyor. Başta Jeniffer Lawrence olmak üzere tüm oyuncular çok iyi oynamışlar. Şahsen ben, film çekilirken Aronofsky ile beraber olan Lawrence’dan böyle bir performans beklemezdim açıkçası.

Son olarak ufak iki detay daha, youtube’da izlediğim bir Aronofsky röportajında Aronofsky’e filmin ne hakkında olduğu, ipucu vermesi isteniyor. O da ısrarlı sorular karşısında filmin sonundaki credits kısmına bakın diyor. Araştırmacı gazetecilik sizin için araştırdı, aradı taradı, ve sonuç aşağıda, Javier Bardem Him olarak yani Tanrı benzetmesi ile isimlendirilmiş, diğer tüm karakterlerin isimleri küçük harf ile başlıyor.

Ekstralar

Bu film için daha fazla ektra olmalıydı. Daha fazla yorum ve kamera arkası olmalıydı. Ama maalesef, tatmin etmeyecek bir fotoğraf albümü bile yok. Ekstra olarak 30dk’lık bir kamera arkası, makyaj ve efektler için hazırlanmış 6dk’lık bir videodan ibaret. Neyseki bu iki videoda gayet güzel. Özellikle filmin geçtiği sekizgen kafatası benzetmesi yapılan evin yapısı, filmde kullanılan maketler, Aronofsky’nin ev hakkındaki yorumlarını izliyorsunuz. Dış çekimlerin olduğu ilk yarıda Kanadadaki bir arazide inşa edilen sekizgen evi ve araziyi görüyoruz. Sonrasındaki karanlık iç çekimlere geçilince stüdyoda oluşturulany yeni kopyasını ve iç çekimleri izliyoruz. Belkide filmin gizemini bozmamak ya da izleyiciyi film hakkında yönlendirmemek için daha fazla materyal koymak istemediler.

Yazımıza filmin kapanış müziği ve credits ile son verelim. Yeni bir yazıda görüşmek üzere.

Dunkirk – Blu-ray İncelemesi

400.000 Adam evlerine dönemeyince evleri onlara geldi.

Bir gün Dunkirk gibi Çanakkale zaferini de böyle etkileyici bir şekilde izlemek istiyoruz diye kıskanç duygularla başlayalım incelememize. Yaz aylarında Türkiye’de gösterime giren, listeme aldığım diğer filmlerdeki gibi, kulaklarımı tüm yorumlara kapatıp blu-ray’ini beklediğim bir film daha piyasaya sürüldü ve izleyip tozlu rafımıza koyma vakti geldi. Blu-ray diskleri bulma konusunda zorlandığımız bir dönemdeyiz, sebebi nedir bilmiyorum. Yeni filmleri piyasaya çıkış tarihinden itibaren bir ay içerisinde almazsanız genellikle bir daha bulamıyorsunuz. Yada benim etrafımda bu şekilde oluyor.

Film öncekilerden farklı bir Nolan deneyimi sunuyor öncelikle. Bir dönem filmi olması açısından ve özel efekt kullanılmaması için fazlasıyla çaba harcanmış olması sebebiyle, çok farklı hissettirdi bana, Cannes’ta yarışacak bir avrupa filmi havasında izledim. Her birini alıp duvarınıza asabileceğiniz fotoğraf gibi sahneler üzerine Hans Zimmer’in müzikleri eklenince, hikaye de etkileyici olunca film sizi koltuğunuza yapıştırıyor, bitmeden yerinizden kalkamıyorsunuz.

Özel Seçenekler

Dunkirk filminin özel seçenekleri için ayrıca bir disk ayrılmış olan pakette fazlasıyla kamera arkası içerik ve röportaj bulunuyor. Bu diskteki ekstralar, başka filmlerin ekstralarında görmediğimiz bir şekilde, dil seçeneği ile hazırlanmış, yani seslendirme ve altyazı seçenekleri ile ekstraları izleyebiliyoruz. Bana göre ekstralara ayrıca bir disk ayrılmışken daha fazla materyal sağlanabilirdi. Cristopher Nolan’ın yorumuyla filmi izleme seçeneği eklenebilirdi belki. Bu haliyle ikinci disk daha çok belgesel havasında, kendi içerisinde bir bütünlüğü var. Ama alıştığımız özel seçenekler gibi değil, eksik hissi veriyor.

Özel seçenekler diski beş ayrı bölüme ayrılmış durumda.

  • Creation : Bu bölüm filmin hikayesine ayrılmış, mekan seçimine ayrılmış. Neden farklı bir yer değil de Fransa’nın kuzeyinde yer alan Dunkerque mekan olarak seçildiği üzerinde duruluyor. Gerçek mekanda çekim ile kamera tercihleri geniş ekran çekimler ve IMAX kameraların kullanımının yarattığı zorluklar üzerine bir bölüm hazırlanmış.
  • Land : Nolan filmi birbirine paralel gerçekleşen olaylardan oluşan üç ayrı bölüme ayırmış. Kara, hava ve deniz. Bu bölümde kara çekimleri üzerinde duruluyor. Kara çekimleri denince de filmin oyuncuları ile başrol konusunda yarışabilecek bir yapı, yani iskele üzerinde duruluyor. Orjinal Dunkirk iskelesinin kalıntıları üzerine 12 haftada inşa edilen aslına uygun iskelenin yapım aşaması, yaşanan zorluklar gösteriliyor. Doğal mekanda gerçekten gelgit oluyor olması ve hava şartlarının sertliği dolayısıyla iskele inşası bayağı meşakatli gerçekleşmiş. Buna ek olarak yine gerçek mekanda çekimler ve özel efekt kullanmamak için harcanan çaba sonucu  sahildeki askerlerin nasıl çoğaltıldığı üzerine bir bölüm hazırlanmış. Kıyafet seçimleri, aslına uygun hale getirilmesi ve kıyafetlerin eskitilme işlemleri ile alakalı bir bölüm daha eklenmiş. Tüm bu bölümlerde Nolan’ın takıntı seviyesinde özel efekt kullanmama inadı sonucu ekibin ne kadar uğraştığını izliyoruz.
  • Air : Filmin havada geçen uçuş sahnelerine ve uçaklara ayrılan bölümünde ise Spitfire uçakları tanıtılıyor. Nolan’ın efekt kullanmama takıntısı sebebiyle, gerçek uçak çekimlerini gerçekleştirebilmek için bir Yak 52’nin modifiye edilmesi ve devasa boyutlardaki IMAX kameraların monte edilmesi üzerine bölümler izliyoruz. İt dalaşı sahnelerinin çekimlerinin, Yak 52 içerisine oluşturulan özel bölüme aktörün yerleştirilmesi gibi detayların anlatıldığı bölüm ilgi çekici.
  • Sea : Deniz çekimleri deyince filmde ilk akla gelen Moonstone teknesi geliyor. Teknenin seçilmesi, gerçek ortamda yapılan çekimler, gemiye yerleştirilebilecek mürettebatın kısıtı gibi bir çok zorluk deniz çekimlerinde de karşılaşılmış. Sıhhiye gemisi ve aslında uygun destroyer’in bulunup Dunkerque’e getirilmesi gibi bölümler yer alıyor bu bölümde. Genel olarak bir sorun olan dev IMAX kameralarının deniz çekimlerinde nasıl zorluk yaşattığını tekrar söylemeye gerek yok sanırım.
  • Conclusion : Bu bölümde ise film müzikleri, Hans Zimmer dehası, müziğin, filmdeki tansiyonu arttırmada nasıl kullanıldığı üzerine duruluyor. Müziklerin hiç bir zaman statik kalmaması ve ritminin sürekli artması üzerine çalışılmış, bu şekilde gerilimin sürekli arttırılması sağlanmış. Bu özel seçeneğin son parçasında tüm ekip, yapımcısından görüntü yönetmenine ve oyuncusuna kadar herkes film çekimleri ile alakalı duygularını özetliyor.

Yurttaş Kane – DVD İncelemesi

Yurttaş Kane Kapak

People will think what I want them to think.

Film

Bu yazım ile başlattığım tozlu sandık bölümünde sinefillerin arşivlerinde olması gereken nispeten eski filmlerin DVD ve Blu-Ray ortamındaki göz atıyor olacağız. İlk olarak, kimilerine göre sinema tarihinin en iyi filmi olarak anılan Yurttaş Kane’in 70. yıl özel versiyonu DVD’sini inceliyor olacağız.

70. Yıl Özel Versiyonu olarak hazırlanmış disk Yurttaş Kane’in dijital olarak yenilenmiş halini ve onlarca döküman ve video kaydı içeriyor. Diskin arka kapağında 16:9 ekran genişliği diskin menüsü ve ek seçenekler için yazılmış, orjinal film 4:3 oalrak izlenebiliyor. Film, çok zengin, ünlü bir medya devi olan kurgu karakter Charles Foster Kane’in hayatı hakkında. Orson Welles hem yönetmiş, hem oynamış. Birçoklarına göre sinema tarihinin en iyi anti-kahramanı C.F. Kane’in yükselişi, medyayı kullanışı ve çöküşüne tanıklık ediyoruz. Filmdeki pek çok olay, aradan geçen 80 yıla rağmen işlerin hala medyanın aynı yöntemlerle kullanıldığını ve olayların manipule edildiğini gösteriyor. Açıkçası filmi izlerken medya üzerindeki oyunların yanı sıra C.F.Kane’in özel hayatı, filmin evlilik üzerine acımasız yorumlarından oldukça etkileyici.

Ekstralar

Diskte bir DVD için oldukça fazla ve kaliteli ekstra bulunduğunu söyleyebilirim. Ekstra bölümü, 1 Mayıs 1941 yılında filmin premier gösteriminden 1dk’lık bir kesit ile başlıyor. Sonrasında Commentaries bölümünde Roger Erbert ve Peter Bogdanovich’in yorumları yer alıyor. Filmi izledikten sonra bir kere de Roger Erbert’in yorumları ile filmi bir daha izlemenizi tavsiye ederim. Yılların sinema yorumcusu, filmi sahne sahne, dikkat edilmesi gereken her ayrıntısına detaylı bir şekilde değinerek öyle bir yorumluyor ki şaşırıyorsunuz. Filmde günümüz seyircisinin kolaylıkla farkedemeyeceği, dönemine göre çığır açan bir çok değişik çekim tekniği olduğunu farkediyorsunuz. Neden Yurttaş Kane bir çok listede hala bir numara, Roger Erbert’ten dinleyin, ufuk açıcı.

Yurttaş Kane  DVD İçerik

Bir diğer ekstrada, Interviews bölümünde C.F.Kane’in ilk karısını canlandıran Ruth Warrick ve filmin editörü Robert Wise’ın yorumları ile Orson Welles’i ve filmin çekilme sürecini dinliyoruz. Production ve Post Production başlıklı iki bölümde ise film için hazırlanan çizimler, film afişleri, fotoğraflar, sözleşmeler, film ile alakalı yapılmış yazışmalar gibi onlarca döküman sığdırılmış diske. En son ekstrada, Theatrical Trailer‘da ise fragman yeralıyor, ama bu fragman açıkçası günümüz filmlerinden çok farklı, filmden kesitler değil, film kadrosundaki aktör, aktrist ve kamera arkasındaki ekip’i tek tek Orson Welles’ın sesinden tanıyıp izliyoruz.

Bu diski fırsat reyonundan çok ucuza almıştım, hala denk gelen olursa affetmeyin derim, vereceğiniz paraya fazlasıyla değiyor.

Alien Covenant – Blu-ray İncelemesi

Alien Covenant Kapak

Film

Aylarca filmi izlememek için direndim, Blu-Ray’in çıkmasını bekledim. Çıktı, siparişini verdim, 10 güne yakın bekletilip, ürün temin edilemediği için siparişim iptal oldu. Tekrar sipariş verdim, bir 10 gün daha bekledim ve diske kavuştum. Filmin Blu-Ray versiyonu neden bilmiyorum ama etraftaki hiçbir kitapçıda bulunmuyor. Ekstra içeriği gördükten sonra filmi almaya karar verirseniz fiziksel olarak ulaşamayabilirsiniz. Mevcuttaki online kitap satışı yapan sitelerden birinden benim izlediğim sabır içeren yöntem ile alabilirsiniz, yani umarım..

Bu kadar sabredip elde ettiğime değdi sanırım, şahane bir film izledim. Uzay ve yaratık temalı bilim kurgu filmleri hep etkilemiştir beni. Sanıyorum yeni bir gezegen, yeni bir tür veya bilinmeyenin keşfinin verdiği heyecan beni çeken. Aynı şekilde yıllar önce oynadığım PS3 oyunu Dead Space’de de benzer deneyimi almıştım, hem keşif hem oyunun sizi içine çektiği psikoloji. Film bilimkurgu olmasının yanında elbette korku ve gerilim öğeleri barındırıyor, buna ek olarak ekibin duygusal durumu, psikolojileri de eklendiğinde gerçekten çok etkileyici oluyor. Ridley Scott, özellikle Covenant gemisindeki ekibin çiftlerden oluşmasını, bu psikolojiyi daha da yoğunlaştırmak için kullandığını anlatıyor, gayette başarılı olmuş. Diğer incelemelerimde olduğu için spoiler verip filmin keyfini kaçırmamak için konusuna değinmiyorum. Daha çok içeriğe ve ekstralara odaklanıyorum ki bu diskte yeterinde konuşulacak materyal mevcut.

Ekstralar

Diskin arka kapağına baktığınızda 3 parçalık bir ekstra paketi olduğunu görüyoruz. Menüde ekstralara girdiğimizde ise, pazardan aldım bir tane eve geldim bin tane misali 7 bölümlük bir ekstra paketi ile karşılaşıyorsunuz. Bu 7 bölüm de kendi içlerinde bir kaç bölüme ayrılmış durumda olduğunu görüyoruz :

  • Deleted and Extended Scenes
  • USCSS Covenant
    • Meet Walter
    • Phobos
    • The Last Supper
  • Sector 87 – Planet 4
    • The Crossing
    • Advent
    • David’s Illustrations
  • Master Class : Ridley Scott
  • Director Commentary By Ridley Scott
  • Production Gallery
  • Theatrical Trailers

Bu kadar kapsamlı bir ekstra paketi ile karşılaşmak çok mutlu ediyor insanı, toplamda iki saate yakın ekstra içerik mevcut.

Silinmiş veya uzatılmış sahneler 17dk’lık 12 sahneden oluşuyor. Bazı sahneler gerçekten ilgi çekici ama diskin getirdiği en parlak bu bölüm değil.

USCSS Covenant ile şahane bir ekstra bölümüne başlamış oluyorsunuz. Bu bölüm Covenant görevine çıkan ekip üzerine yoğunlaşmış bir bölüm. Başlangıç olarak Walter’ın nasıl tasarlandığını gösteren 2:34 sn’lik Meet Walter isimli bir reklam filmi ile başlıyoruz. Aynı bir otomobil reklamı izliyormuşsunuz hissi veriyor insana. Sizi kendi Walter’ınızı tasarlayabileceğiniz MeetWalter.com sitesine yönlendirmesi ve eğer ziyaret ederseniz kendi ayakkabınızı tasarlar gibi bir Walter tasarlıyorsunuz, değişik bir tecrübe.

Aynı bölüm altındaki Phobos başlıklı 9dk’lık içerik ise Covenant ekibinin görev öncesi aldıkları korku testinin görüntüleri ve ekibin teste reaksiyonlarından oluşuyor. Ekibin çeşitli duyusal testlere verdikleri reaksiyonları izlemek ilgi çekici, özellikle Walter’ın tepkileri benim daha bir ilgimi çekti.

Bölümün son videosu The Last Supper ise filmin başladığı bölümden hemen öncesinde yaşananları gösteriyor. Ekip uykuya dalmadan önce yaşananlar, son yemek. James Franco’yu bu videoda, filmde gördüğünüzden daha fazla görüyorsunuz.

Sector 87 – Planet 4 ise David, Elizabeth ve Planet 4 üzerine yoğunlaşmış bir bölüm. Tamamı David’in sesi ile kaydedilmiş kayıtlardan oluşuyor. The Crossing bölümü David ve Elizabeth’in Planet 4’a ulaşmadan önceki yolculukları ve David’in raporları gibi izleniyor. Advent bölümü ise David’in Planet 4’da yaptığı deneyler üzerine yoğunlaşmış, bir çok rahatsız edici görüntüyü barındıran 6 dk’lık bir işkence gibi. Son bölüm David’s illustrations ise çok güzel kategorize edilmiş onlarca çizimden oluşuyor. David’in deneylerini yaparken oluşturduğu çizimler ve notları tek tek inceleyebiliyorsunuz. Şahane çizimler var, özellikle yaratık çizimlerinin olduğu Alien bölümü ve hayvan çizimlerinin yer aldığı Fauna bölümü müthiş.

David'in Çizimleri
David’in Çizimleri

The Master Class : Ridley Scott bölümü ise 1 saate yakın bir belgesel havasında. Ridley Scott, oyuncular, görüntü yönetmenlerinin yorumlarının yer aldığı, kamera görüntülerinin, story board’ların izlendiği şahane bir video.

Production Gallery’de 3-5 resim değil, onlarca concept art mevcut. Şaşırtıcı derecede çok görsel içerik eklenmiş diske.

Film ile ekstralar birbirini çok güzel tamamlıyor, bir kısmı filmin içerisine neden gömülmemiş diye düşünmeden alamıyor insan kendini.

Filmin ve serinin sevenleri bu diski kaçırmasın derim. Tabi bulabilirseniz..

Bulutları Beklerken – DVD İncelemesi

Bulutları Beklerken_Kapak

 Bölgenin yağmur ve sisle sarılmış vahşi dağlarından oluşan mekanlarının doğasındaki gizem, karakterlerin iç dünyalarındaki karmaşayı anlatmak üzere filmin en önemli karakterlerinden biri olarak kullanıldı. (Yeşim Ustaoğlu)

Film

1. Dünya savaşı sırasında Karadeniz’den göç eden Rum ailelerden birinin kızının Türk bir aile tarafından evlat edinilmesiyle ismini Ayşe olarak değiştirmiş ve sırrını yaşamaya başlamış. Babası Eleni’ye, kardeşi Niko’ya bakması vasiyeti, kardeşini göç sırasında kaybetmesi, Eleni/Ayşe’nin tramvasını bir kat daha arttırmıştır. Filmde orta yaş dönemini gördüğümüz Ayşe, tramvasının hafiflemesi için Türk kardeşi Selma ile Karadeniz’e dönmüş, Tirebolu’da bir hayat kurmuşlar. 1970’lerin ortalarında geçen film, soğuk savaş döneminin de etkisi ile yabancı düşmanlığının çok yüksek olduğu bir dönemde Ayşe’nin sıkıntısını bir kat daha arttırıyor. Yaylaların sisli, yağmurlu havası ile çetin kış adeta Ayşe’nin içinde kopuyor. Yönetmenin de dediği gibi hava şartları filmin bir karakteri gibi, hemen her sahnede kendini gösteriyor. Selma’nın ölümü ile birlikte Ayşe kardeşi Niko’ya ulaşmak için artık yola çıkıyor ve Selanik’te filme devam ediyoruz.

Her zamanki gibi olabildiğince izleme keyfini bozmadan yorum yapmaya çalıştığım film, oldukça durağan geçen minimalist filmlerden ayrılıyor, rahat bir izleyiş keyfi yaşatıyor. Sona doğru gittikçe hüzün artarak devam ediyor, Ayşe’nin sıkıntılarının son bulması ümidi de paralel olarak artıyor.

Daha önce Pandoranın Kutusu’nu izlediğim Yeşim Ustaoğlu, hep tekrar izlemek istediğim fakat bir türlü fırsat bulamadığım yönetmenlerden biri idi. Yeni farkettiğim kolleksiyon şeklinde çıkarılmış setinden seçtiğim Bulutları Beklerken, diskin üzerinde yazan “Yeşim Ustaoğlu Kolleksiyonu” ibaresine uygun olarak hazırlanmış bir film. Doyurucu bir ekstra içeriği mevcut. Kapak daha iyi olabilirmiş, 2004 yapımı olan filme 90’larda yapılmış hissi vermiş. Oysaki filmin oldukça güzel bir afişi mevcut. Diskin fiyatı da gayet uygun.

Bonus Özellikler

Hemen her diskte olduğu gibi filmin fragmanı, teaserı ve TV tanıtımı videoları mevcut. Bunun yanında yine bir fotoğraf albümü mevcut. Bu standart içeriği geçtikten sonra geriye iki güzel video içeriği kalıyor. İlki, benim çok beğendiğim, yaklaşık 40dk’lık Sırtlarındaki Hayat belgesel filmi. Bu film Karadeniz’de yaylalarda yaşayan kadınların yaşam şartlarını, günlük hayatlarını, yaylaya çıkarken verdikleri mücadeleleri, yaylada günlük hayatı gösteriyor. Bir diğer güzel içerik ise yaklaşık 10dk’lık Kamera Arkası içeriği. Filmin çekimi sırasında çekilmiş, mekan, kostüm, set hazırlıkları görsellerinden oluşan, bir sunum ya da anlatım içermeyen görsel bir içerik. Baş kısmında yadırgadığım, sonlara doğru gayet ilginç bulduğum bir kamera arkası olmuş.

Sarmaşık – DVD İncelemesi

Sarmaşık Disk

İşlevini kaybetmiş bir otorite, hiyerarşik konumunu ne kadar devam ettirebilir ?

Film

Nasıl anlatsam, nerden başlasam, diye mırıldanarak başladım bu incelememe. Hatırladıkça tüylerimi diken diken yapan, son aylarda izlediğim en etkileyici filmin arkasından ne diyeceğini bilememek. Tam olarak yaşadığım his bu.

Yönetmen Tolga Karaçelik’in Gişe Memuru filmi uzun zamandır izlenecek filmler listemde idi. Bir türlü bir kopyasını bulup izleyemedim. Kendisi ile tanışmam ikinci filmi Sarmaşık ile olacakmış meğerse. Ne yazık bana, filmi izlerken utandım bu durumdan. Film onlarca film festivalinde gösterildi, Antalya Film Festivali’nde alınabilecek tüm ödülleri süpürdü. Her festival döneminde adı kafama kazındı. Ve sonunda raflarda DVD’sini görünce hemen edindim. Keyifle izlemek için filmi iki hafta rafımda beklettim, bir utanç daha.. Sonunda uygun anı bulup izlediğimde bütün bu utançlarım bir bir yüzüme çarptı. Daha ilk sahnelerden ekranın camını delip geçen göz kontakları beni koltuğa zımbaladı. Sanki karakterler birebir karşınızda direk size bakıyorlar.

Yavaş bir tempoda başlayan film, gemi personelini yavaş yavaş tanımamız için bize vakit tanırken gelişecek olayların da temelini atıyor. Kapakta da yazan kadarıyla film Mısır açıklarında, armatürün iflas etmesinden dolayı demirli kalan gemide kalan 6 personelin aralarında gelişen olayları konu alıyor. Gemi demirlediği andan itibaren gerilim tırmanmaya başlıyor. Gerilim arttıkça ortaya çıkan sümüklü böcekler, gerilimin kavganın ve kanın habercisi gibi, her sahnede görülmeye başlıyor, görsel olarak izlemeye doyamayacağınız sahnelere dekor oluyorlar.

Karakterlerin, Sineklerin Efendisi kitabındaki ya da Alman yapımı Das Experiment (Deney) filmlerindekine benzer hakimiyet kurma çabaları ve hakimiyet kurulan tarafın isyanı Sarmaşık’ta da kendini gösteriyor.

Diskin görüntü kalitesi gayet iyi, adeta blu-ray izliyormuş hissi veriyor. Ekstralarına kadar kalitede en ufak bir pürüz yok. Poster olabilecek o kadar güzel sahneler mevcut ki. Bir de yönetmenin bize izlettiği gerilim kalitesini düşününce, bu yönetmene dikkat edin diyorum, ben edeceğim. Şimdi artık utançlardan kurtulma vakti geldi, bir an önce Gişe Memuru’nu edinme vakti geldi.

Sarmaşık Menü

Ekstralar

Bir önceki The Club incelememde beni mutsuz eden Başka Sinema Seçkisi, bu incelememde bir o kadar memnun etti. Bonus özellikler kısa olsa da, çok etkilendiğim bu filmin arkasından tatlının üzerindeki kaymak gibi beni mest etti. 10 küsür dakikalık kamera arkasında bazı sahnelerin çekim anlarına ve yönetmen Tolga Karaçelik’i sahneleri kurgularken izliyorsunuz. En gerilimli sahnelerde Tolga Karaçelik’in de, belki bilinçli olarak, gergin diyalogları beni o anlara tekrar götürdü. Çıkarılmış sahneler, sonradan izleyince hikayeyi renklendiriyor, bazıları iyiki çıkarılmış derken bazıları filme dahil olsaymış, gerginliği arttırırmış diye düşündüm. Filmin müziklerinden iki adet video klip, çok ama çok hoş olmuş. Özellikle Gevende‘den Çelik Çomak’ı yıllar sonra tekrar dinlemek iyi geldi. Bonuslar içerisinde en hoşuma giden maddeye geldik, Tolga Karaçelik’in 2009 yılında Nadir Sarıbacak’ı oynattığı kısa filmi Rapunzel‘i menüde görmek mücevher bulmuş hissi uyandırdı bende. Bazı kısa filmleri nette bulmak ve izlemek hakkaten çok zor. Rapunzel, yaklaşık 20dk’lık çok ama çok hoş bir kısa film. Ve son ekstra olarak film müzikleri eklenmiş. Sarmaşık’ın diski için gerçekten özenle ve izleyiciye pişman olmayacağı çok kaliteli içerikle dolu bir paket hazırlanmış. 8 ayrı dilde altyazı seçeneği hangi yerli filmin DVD’sinde var ? Bu bile diskin kalitesinin ipucu aslında.

İzleyin, izletin, keyifli seyirler.

The Club – DVD İncelemesi

The Club kapak

 

Özgün ve göz alıcı oyunculuk performansları.

Film

Pablo Larrain’in “No” dan sonra izlediğim ikinci filmi The Club. Öncelikle bu film rahatsız edici bir karakter filmi. Film ilk sahneden itibaren renkler ve mekanın havası ile sizi boğmaya başlıyor, soluk ve karanlık bir havada ilerliyor. Bu cümle negatif bir yorum gibi gelebilir, ama rahatsız edici filmleri sevenler için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film.

Filmdeki her karakterin kendine has bir doğası, kendine has dürtüleri ve kendine has karanlık bir yanı var. Konusu oldukça merak uyandıran ve bir çırpıda izlenebilecek bir film. Kilise tarafından geçmişlerinden ötürü sürgüne gönderilen dört rahibin, sürgün evine gelen beşinci rahip ile birlikte sırlarının açığa çıkmasını, dürtüleri etrafında birbirleriyle yakınlaşmaları anlatıyor. Giderek artan gerilim ile birlikte sanki rahipler sizi de sürgün evine yavaş yavaş dahil ediyor. Herhangi bir karakterle özdeşleşmenize izin vermeyen yönetmen, başarılı bir şekilde sizi hikayenin içine dahil ediyor. Seyir zevkini bozmamak adına daha fazla detaya girmeyeceğim.
Filmde ciddi bir Katolik Kilise eleştirisi yapılıyor. Günümüzde vakıf evlerinde açığa çıkan taciz ve benzeri olayları düşününce bu tarz durumların Hristiyan dünyasında da oldukça yaygın olduğunu görüyoruz. Hatta kilisenin bu tarz olaylardan zarar görmemesini sağlamak için nasıl bir mekanizma geliştirdiğine şahit oluyoruz. Ülkemizde de benzer şekillerde üstü kapanan olayları düşününce tepkiler heryerde aynı diyebiliriz sanırım.

Altın Küre ve Yabancı Film Oscar adaylıkları bulunan The Club, bir Karadeniz sahil kasabasını andıran Şili’nin La Boca kasabasında çekilmiş. Oldukça puslu, karanlık ve izole. Bu ortama bir de Estonyalı Avro Parts’ın parçası eklenince filmin karanlık havası daha vurucu bir hale gelmiş.

the_club_menu

Ekstralar

Disk, fragman ve yaklaşık 10 fotoğraf içeren fotoğraf galerisi dışında bir ekstra barındırmıyor. Filmi alırken, arka kapakta ekstra olmadığını gördüğüm için fazla bir beklentim yoktu. Klasik Başka Sinema Seçkisi kapağı ile piyasaya çıkmış filmin görüntü kalitesi de çok tatmin edici değil maalesef. Yukarıda gördüğünüz gibi menüde kullanılmış sahnelerde bile kalite kendini belli ediyor. Disk film dışında size pek bir şey vaadetmiyor maalesef.

Sokrates Dergisi 13. Sayı İncelemesi

Sokrates Kapak

Düşünen Spor Dergisi

Tozlu rafımda biriktirdiğim yegane derginin 1. yıldönümünde, üstelik sinema konulu sayısında inceleme konusu yapmasam olmazdı. Olmazdı da, dergilerimi getiren kargo şirketinin azizliğine uğradım ve ayın yarısı geçtikten sonra elime geçen Sokrates’in 13. sayısını ancak bitirebildim ve bu yazıyı yazmak üzere masama oturabildim.

Sokrates ilk sayıdan itibaren heyecanla takip ettiğim ve beğenerek okuduğum bir dergi. Açıkçası bir spor dergisini bu şekilde takip edeceğimi düşünmezdim, çünkü içerik olarak baktığınızda bisikletten Amerikan futboluna, basketboldan boksa kadar tüm sporlarla ilgili yazılar mevcut. Hiç ilgimi çekmeyen dallarla ilgili dahi o kadar güzel yazılar kaleme alınmış ki, bir sayısını tam bir ayda ancak bitirebiliyorum. Ayrıca her ay belli bir konu üzerine içerik hazırladıkları için çok da ilgi çekici sayılar çıkardılar. Dergideki illustrasyonlar da çok ama çok güzel, insan çoğuna bakmaya doyamıyor. Gerçekten çok başarılı.

Şimdi gelelim bu ay ki sayıyı neden inceleme konusu yaptığıma. Az önce de yazdığım gibi bu sayının ana teması sinema. Bir spor dergisi sinema temalı bir sayı çıkarırsa tabii ki içerik de büyük çoğunlukla spor konulu filmler olur. Serdar Akar ve Onur Ünlü röportajları, O.J. Simpson davası, Eric Cantona ve Mehmet Açar’ın Kızgın Boğa incelemesi ilk bakışta göze çarpan içerikler.

Spor konulu ne kadar çok film varmış dedirten sayı, Senna ve Moneyball’u izlenecek filmler listeme aldırdı. Dağcılık ile alakalı filmlere ilgimden ötürü en azından ufak bir inceleme aradı gözlerim ama maalesef aradığımı bulamadım. Ama bunca içeriğe rağmen ve ele alınmayan ana akım spor filmlerini de düşününce normal denebilir.

Raging Bull – Kızgın Boğa incelemesi ve bir nevi Moneyball incelemesi olan ve spor istatistikleri ile veri analizi üzerine ele alınmış Rakamların Dili Olsa, Merkez Kort bölümünün öne çıkan içerikleri, zevkle bir çırpıda okunuyor.

1. Yılında kapağında ilk defa iki renk kullanan Sokrates illustrasyonlarıyla da ilk sayıdaki tadı hala devam ediyor. Bakalım bu sene bu şekilde çok renkli kapaklar görmeye devam edecekmiyiz.

Sokrates Illustrasyonlar
Eğer hala edinmediyseniz, ayın bu son günlerinde 2016 Nisan sayısını kaçırmayın derim. Kaçırdıysanız da sanırım sahaflardan ya da internetten rahatlıkla edinilebilir bu sayı. Hala tanışmadıysanız bir şans verin.

 

Aç Kalpler DVD İncelemesi

Aç Kalpler Kapak

Olağanüstü! Polanski ve Hitchcock çizgisinde.

Film

Geçtiğimiz yıl, sanırım İstanbul Film Festivali’nde ilgimi çekmişti bu film. Çin’de bir lokantanın erkek tuvaletinde başlayan film daha ilk sahneden filme konu çiftin arasındaki farklı beslenme alışkanlıklarına dikkat çekiyor ve çatışmayı göz önüne seriyor. Çift evliliğe doğru ilerlerken vejeteryan ve takıntılı annenin çocuğuna uyguladığı diyeti izleyerek geriliyoruz. Fazla ipucu vermeden kısaca bahsetmeye çalışıyorum ki seyir zevkiniz bozulmasın. Girls dizisinden severek takip ettiğim Adam Driver’ı bu tarz bir rolde görmek, ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Her an bizi güldürecek, filmin karanlık havasına renk katacak beklentisi ile izledim, ama yapmadı, film giderek karardı, karardı… Venedik Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleri boşa alınmamış. Alba Rohrwacher, çok uygun bir tercih olmuş, aynı Tilda Swinton gibi, bembeyaz teniyle ve hastalıklı yüz ifadesiyle rolüne fiziksel olarak da uyum sağlamış.

Yönetmen, vejeteryan olmayan ebeveyn’in gözüyle hikayeyi anlatıp, vejeteryan bireyi tercihleriyle canavarlaştırılıyor. Bu aşamada belki film vejeteryan bireyin tercihlerini ve sebeplerini de bağımsız olarak bize sunabilseydi, daha da ilginç olabilirdi. Ama yönetmen bizi empati yaptırarak, yönlendirerek, vejeteryan bireye karşı taraf olmamızı sağlıyor. Bu taraflılığına rağmen film hala ilginç ve kesinlikle izlemeye değer.

Filmin bazı sahnelerinde belgesel izliyormuş hissi veren diyaloglar, yönetmenin daha önce çektiği belgesellerin tecrübesiyle hoş bir tad bırakıyor. Konu ve tarz olarak çok alakasız da olsa District 9’ı ve özellikle The Imposter’ı anımsattı. Filmin sonlarına doğru kullanılan balık gözü lensler ile çekilmiş sahneler evdeki gerilimi arttırıyor ve sıkıntıyı izleyiciye aşırı derecede hissettiriyor.

 Kapak ve Ekstralar

Diskin kutusu klasik Başka Sinema Seçkisi kutusu olarak alıştığımız şekilde hazırlanmış. Filmin kapağı filmin oldukça güzel hazırlanmış afişi ile piyasaya çıktı, kapak filmin oldukça kısa görsel bir özeti ve herşeyi anlatıyor. Ekstralar konusunda disk çok kısır. Sadece fragman ve fotoğraf galerisi olan tipteki disklerden maalesef. Bu açıdan benim oldu, sizin fazla bir beklentiniz olmasın.