Scream For Me Sarajevo – BluRay İncelemesi

We’re a rock band, who wants to shoot us ?

Scream For Me Sarajevo, efsanevi İngiliz heavy metal grubu Iron Maiden’ın solisti Bruce Dickinson’ın 1994 yılında Bosna Savaşı sırasında Sırp işgali altındaki Saraybosna’da verdiği konser, ve konsere hazırlanma aşamasında yaşananlar, Saraybosna’da yaşananlar ile Bruce ve grubu Skunkworks’un üyelerinin yaşadıkları üzerine çekilmiş bir belgesel. İşgal altında bir şehirde konser vermek gerçekten cesaret isteyen efsanevi bir olay ve bunu olsa olsa herhalde sadece rock/metal grupları yapabilir diye düşünüyorum. Belgeseli izlerken Dickinson’ın kararı ve kararın sonrasında Saraybosna’ya ulaşım konusunda yaşananları izlerken hayal edebileceğimizden çok daha zor bir şeyi gerçekleştirdiklerini anladım.

Bir uçak veya helikopter ile şehre inip konseri askerlerin koruması altındaki bir mekanda verip sonra yine uçarak şehirden ayrılmışlardır diye düşünüyor ilk bakışta insan. Dickinson’da konser kararını verirken aynen benim dediğim gibi olur diye veriyor açıkçası. Ama gelişen olaylar sonrası bir kamyonun arkasında Saraybosna’da kuşatılamamış tek dağ olan Igman Dağı’nı geçerek gece boyu yapılan bir yolculuk, grup üyeleri dahil kimsenin aklının ucundan geçmemiş. Üstelik bulunan kamyonun üzerinde Road Runner figürü olan sarı renkte adeta vur beni mesajı ileten bir kamyon olması, izlerken insanı şaşkınlığa sürüklüyor. Chris Dale’ın “We’re a rock band, who wants to shoot us ?” sözleri ve sonrasında gördüğümüz Saraybosna’daki katliamı gözler önüne seren görüntüler insanda soğuk duş etkisi yaratıyor.

1990’larda Saraybosna’da yaşayan alternatif müzikle ilgilenen gençlerin yaşamları, savaş zamanı yaşananlar ve savaşın onları ve gruplarını nasıl etkilediği üzerine röportajların yer aldığı belgesel, insanların savaşa rağmen nasıl morallerini yüksek tutmaya çalıştıklarını gösteriyor. Bu açıdan Bruce Dickinson gibi bir efsanenin şehre gelip konser vermesinin verdiği moral çok önemli. Konser sonrası grup elemanları ve konsere katılan izleyiciler ile günümüzde çekilen röportajlarda bunu açıkça görebiliyoruz. Grup üyelerinin dünya görüşleri değiştirmiş bu konser hayatlarında bir mihenk taşı haline gelmiş adeta.

Diski internet üzerinden BluRay tedarik edebileceğimiz sitelerden alabiliyoruz. Ben Kadıköy’deki Hammer Müzik’ten aldım. Benim elimdeki kopyada Türkçe altyazı seçeneği yok. İngilizce altyazılı olarak izledim. İnternet üzerinden tedarik edeceğiniz disklerdeki altyazı seçeneklerini bilmiyorum açıkçası.

Diskte herhangi bir ekstra bulunmuyor. Sadece belgeseli ve altyazı seçeneklerini içeriyor.

Abluka DVD İnceleme

Film

2015 yılsonunda gösterime giren ve DVD’si çıktığı gibi aldığım Abluka’yı anca izleme fırsatı buldum, yine geç izlenen bir güzel film. Emin Alper’in Tepenin Ardı’ndan sonra çektiği ikinci filmi olan Abluka 72. Venedik Film Festivalide Jüri Özel Ödülünü aldı.

Politik şiddet olaylarının yaşandığı İstanbul’da, terörist’lerin yoğulukta olduğu mahallede, gördüklerini, farkettiklerini polise raporlaması şartı ile hapisten erken ile salınan Kadir’in ve kardeşi Ahmet’in devlet baskısı ile gitgide paranoyaklaşan, hayal ile gerçeğin birbirine geçtiği hayatlarını anlatıyor.

Emin Alper filmini, 90’larda yaşanan Gazi Mahallesi olaylarından ilham alarak, 2009’da kaleme almaya başlamış. Film gösterime girdikten sonra tekrar benzer olayların yaşanması ise üzücü bir tesadüf. Film belli olmayan bir zamanda, belli olmayan bir örgüt tarafından gerçekleştirilen eylemlere dayalı distopya şeklinde bir anlatıya sahip. Karakterlerin şiveleri Orta Anadolu ve Ege şivesi, dolayısıyla günümüzdeki olaylara benzer olaylar tam olarak gerçeklere dayanmıyor, dayandırılmak da istenmemiş.

Kadir’in polis tarafından baskı altına alınması, baskının şiddetinin artması ile birlikte paranoyanın artması, komplo teorilerinin abartılması filmi tek solukta izlememizi sağlıyor. Kadir’in kardeşi Ahmet ise belediye’nin sokak hayvanlarını öldüren bir timinde çalışıyor. Düşman ilan edilen ve yaraladığı köpeklerden birini, evine alıp bakmaya başlaması ile kendini bir nevi teröristlere yardım ve yataklık eden bir konumda hissetmeye başlıyor. Köpekler metafor olarak teröristleri işaret ediyor. Ailesi ile alakalı sorunlar yaşayan Ahmet, köpeği herkesten sakladıkça delirmeye başlıyor. Filmin sonlarına doğru Kadir ile Ahmet’in her karşılaşmasını hem Kadir tarafından hem Ahmet tarafından ayrı ayrı izleyip, karakterlerin yaşadıkları baskıyı kendi açılarından, kendi sıkıntılarına göre değerlendiriş biçimlerine tanık oluyoruz.

Yoğun kapı zili, telefon çalma sesleri, kazma kürek ve patlama sesleri filmin gerilimini arttırıyor, karakterlerle birlikte izleyiciye de gerginlik aktarılıyor. Kadir’i canlandıran Mehmet Özgür ve Ahmet’i canlandıran Berkay Ateş şahane performans çıkarmışlar. Özellikle Berkay’ın yüz ifadeleri, olaylar karşısındaki tepkileri oldukça gerçekçi.

Film boyunca devam eden hayal ile gerçek arası gidip gelen sahneler hakkında bir karara varabiliyoruz, yalnız filmin final sahnesi izleyiciye bırakılmış son bir bulmaca gibi adeta.

Özel Seçenekler

Diskin özel seçenekler için ayrılan bölümünde bir DVD için oldukça fazla içerik mevcut.

  • Filmin Fragmanı
  • Görme Engelliler İçin Sesli Betimleme
  • Fotoğraf Galerisi
  • Çıkartılmış Sahneler : Aslında tek çıkartılmış sahneden bahsediyoruz, 5dk’lik, Ahmet ile Kadir arasında meyhanede geçen bir sahne, Kadir’in ortanca kardeş Veli’ye olan kıskançlığını daha net ortaya koyan bir sahne.
  • Kamera Arkası : 27 dk’lık kamera arkası görüntülerden oluşan bir görsel içerik.

 

Mutlu Son – DVD İncelemesi

Eğer böyle bir şeyi televizyonda görsen normal karşılarsın. Doğa böyledir. Ama gerçek hayatta, insanın ellerini titretiyor.

Film

Avusturyalı yönetmen Michael Haneke, her filmi olay yaratan, izleyenleri şok eden, çarpılmışa döndüren, rahatsız edici filmleri ile ünlü ve şahsen benim en etkilendiği yönetmenlerden biri. Haneke’nin son filminin adını, yani Happy End – Mutlu Son’u duyduğumda, fazlasıyla heyecanlandım. Aynı Funny Games’te olduğu gibi yönetmen yine ironik bir isimle filmini izleyiciye sunduğu çok belli idi.

Film ile ilgili ilk yorumlar çok iç açıcı değildi, açıkçası biraz hevesim kaçmıştı ama filmi izledikten sonra açıkçası rahatladım, her ne kadar eski filmlerinden farklı bir konu anlatmasa da yine de tipik bir Haneke filmi diyebiliriz.

Haneke, filminde, burjuvazi, göçmen sorunları, sosyal medya eleştirisi gibi pek çok temayı bir arada ele almış. Bu temaları ele alırken de sanki eski filmlerinden parçaları, kırıntıları tek tek yeni filmine aktarmış gibi gözüküyor. Benny’s Video, Cache ve Amour’dan alınan parçaları farketmemek mümkün değil.

Film, genç oyuncu Eve’ın akıllı telefon ile çektiği görüntüler ile başlayıp daha ilk saniyelerden Benny’s Video’yu anımsatıyor. Eve, annesinin zehirlenmesi sonucu babasının ve üvey annesinin yanına taşınıyor. Başta Jean Louis Trintignant’ın canlandırdığı büyük baba Georges Laurent olmak üzere tüm Laurent ailesi aynı evde evin hizmetçileri Faslı bir aile ile beraber yaşıyorlar. Burada bir parantez açalım, Georges karakterini canlandıran Trintignant Amour’da da Georges karakterini canlandırıyordu. Yönetmen bunun da ötesinde bir gönderme yaparak Amour’u selamlıyor, bu kısım filmi izlememiş olanlara sürpriz olarak kalsın. Yine filmin başındaki inşaat alanındaki çekimler ve gerçekleşen kaza sahnesi Cache – Saklı filminde izlediğimiz uzun, hareketsiz, tek plan çekimlerini anımsatıyor.

Ailenin başına gelen tatsız olayları tek tek aktarılırken aile fertleri arasındaki sorunları ve soğukluğu, burjuvazi eleştirileri eşliğinde ard arda izliyoruz. Anne’nin yaşadığı aşka(!) telefon konuşmaları ile tanık olup, Thomas’ın kaçamaklarını sosyal media hesabından yaptığı yazışmalarla izliyoruz. Hemen her Haneke filminde olduğu gibi televizyon da filmde bir karakter olarak yerini alıyor ve işçi sorunları ile alakalı gerçek haberleri ileterek kapitalizm eleştirisini yapıyor.

Film pek çok Haneke filmine göre çok daha kolay izlenebilir ve anlaşılır bir tempoda ilerliyor. Hatta ikinci izlemede tüm taşlar yerine oturuyor diyebilirim.

Thomas Laurent  karakterini canlandıran Mathieu Kassovitz ile Anne Laurent karakterini canlandıran Isabelle Huppert yine her zamanki gibi muhteşem oynamış.

Filmin sonlarına doğru izlediğimiz ailenin büyük babası Georges Laurent ile torunu Eve arasında geçen mesafeli diyalogda, ard arda gelen itirafların olduğu sahne filmin beni en çok etkileyen sahnesi. Bir eleştirmenin dediği gibi bu filmde çocukların bilinci, yetişkinlerin de etiği yok.

Filme adını veren “Mutlu Son”‘a doğru ilerlerken yine cepten çıkan akıllı telefon filmin kapanışını yapıyor. Haneke yine vaadedileni veriyor ve o huzursuz seyrini sunuyor.

Ekstralar

Başka Sinema Seçkisi serisinden çıkan Mutlu Son DVD’si bozuk çıktığı için filmi internetteki mecralardan indirip izlemek zorunda kaldım, buradan eleştirimi de yapmış olayım. DVD’nin arka kapağında iki adet ekstradan bahsediliyor, filmin fragmanı ve fotoğraf galerisi. Disk bozuk olduğu için bakma şansım olmadı, açıkçası heveslenmedim de. Bir kamera arkası içeriği ya da  Cannes röportajı olsaydı diski değiştirmeyi düşünebilir veya yenisini edinebilirdim. Haneke filmlerini ne zaman blu-ray olarak edinebileceğiz çok ama çok merak ediyorum.

Apocalypse Now Blu-Ray İncelemesi

I love the smell of napalm in the morning.

Film

Tozlu rafımda izlenmeyi bekleyen filmlerden biri daha tesadüflerle birlikte izledim. Aylar önce almıştım Apocalypse Now Blu-ray’ini. Elimdeki versiyon sansürsüz olduğu için üç saatin üzerinde bir film, ekstraları da ekleyince beş saate yaklaşıyordu, bundan dolayı izlemeyi erteliyordum.

Ünlü yönetmen Francis Ford Copolla’nın, Joseph Conrad’ın modern klasikler arasında gösterilen kitabı Karanlığın Yüreğinde (Heart of Darkness)’den Vietnam savaşı temalı uyarlaması olan Apocalypse Now 1976’da çekilmeye başlanmış, 1979’da da gösterime girmiş. Üç yıl gibi bir hazırlık süreci, Copolla ailesi için oldukça zor geçmiş. Filmin ekstralarında ve Hearts of Darkness: A Filmmaker’s Apocalypse belgeselinde çekim sürecinde yaşananlarla alakalı bolca içerik mevcut. Ayrıca Vietnam savaşı 1975’te bittikten sonra coğrafi benzerlikten dolayı Filipinler’de çekilen film, Filipinlerde çıkan ayaklanmalardan dolayı da aksaklıklara uğramış.

Joseph Conrad’ın kitabı, katıldığım korku filmleri ile alakalı bir film atolyesinde, tam da filmi izlediğim dönemde çıktı karşıma. Notlarıma aldığım kitabı araştırırken filmin bu kitabın uyarlaması olduğunu farkettim.

Apocalypse Now çekimleri sırasında Copolla kahramanı Captain Willard gibi bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkıp, Willard’ın yaşadığı cehennemi bizzat Copolla ve ailesi de çekimler sırasında yaşanan talihsizlikler ve aksaklıklarla yaşayarak, Willard’ın hikayesini paylaşmışlar. Copolla bir basın toplantısında bu yol hikayesinin kendi içinde yaşadığı bir yol hikayesine benzetmesi de bu yüzden sanıyorum.

Hearts of Darkness : A Filmmaker’s Apocalypse

Burada Blu-ray diskinde olmayan fakat film ile alakalı bence izlenmesi gereken bir belgesele yer vermek istiyorum : Hearts of Darkness : A Filmmaker’s Apocalypse.

Apocalypse Now’ın çekim sürecini anlatan, yönetmen Copolla’nın eşi Eleanor Copolla tarafından hazırlanmış bir belgesel. Filmi izledikten sonra Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği ismi ile Türkçe’ye çevrilen Hearth of Darkness kitabını araştırırken karşıma tesadüfen çıkan bu belgesel izleyiciye filmin zorlu çekim sürecini anlatıyor.

Belgeselde 238 günlük çekim sürecinde yaşananlar, Eleanor Copolla’nın, eşinin haberi olmadan kaydettiği ses kayıtları ve filmin çekimleri sırasında olan onlarca yıpratıcı olaya şahit oluyoruz. Mesela Michael Sheen’in oynadığı Captain Willard karakterini ilk başta Harvey Keitel’a verilmiş, fakat çekimlerin ilk haftasında Copolla tarafından rol ondan alınarak Sheen’e verilmesi, Marlon Brando’nun, filmin çekimlerinde olan aksamalardan dolayı filmi bırakmak istemesi,  Michael Sheen’in filmin 200. çekim günü civarında yaşadığı kalp krizinin yarattığı etkiler ve Copolla’nın korkuları gibi onlarca detay yeralıyor.

En ilginci Copolla’nın çekim sürecinde defalarca pes edecek seviyeye gelmesi, ses kayıtlarındaki sinirli tavırları, onlarca tahlihsiz olay sonrasında çekimlerin defalarca aksamasının etkileri gerçekten etkileyici.

İzlemeye değer bir belgesel.

Ekstralar

Öncelikle belirteyim, ekstralar için altyazı ve seslendirme dilini seçebiliyoruz, İngilizce ve Türkçe dışında bir seçeneğimiz yok, bir çok izleyici için yeterli sanırım. Ekstralar bölümü dokuz parçadan oluşan görsel içerik içeriyor.

  • 300 Kilometrelik Film : Apocalypse Now’ın Kurgusu 
    Başta yönetmen Copolla’nın olmak üzere editörlerin röportajlarının yer aldığı 18dk’lık bir görsel içerik. Toplamda 300km uzunluğunda bir film şeridine çekilmiş görsellerden yapılan kurguyu anlatıyor yönetmen ve editörler. Elde bu seviye görsel var iken filmin açılış sahnesinin tesadüfen belirlenmesi gibi şaşırtıcı ayrıntılara yerverilmiş. Ayrıca Fransızlar ile karşılaşılan sahnenin uzatılmış versiyona eklenme hikayesi, dış ses kullanımı gibi detaylara yer veriliyor.
  • Filmin Fragmanı
  • Çıkarılmış Sahneler 
    Çekilmiş 300km’lik görselden fazlasıyla çıkarılmış sahne çıkar tahmin edeceğimiz üzere. 25dk’lık bir çıkarılmış sahneler ekstrası bu yüzden şaşırtıcı değil. Kalitesi düşük bir videodan oluşan sahneler filmdeki sırasına göre sıralanmış. Çıkarılmış sahnelerin 13dk’lık kısmı Albay Kurtz’un kampında çekilen bölümde geçiyor.
  • Cannes Basın Toplantısı 
    Bu içerikte, Altın Palmiye ödüllü filmin 19 Mayıs 1979’da çekilmiş Cannes Film Festivali basın toplantısında Copolla çocuklar ile beraber basının karşısına çıkıp filmini anlatıyor. 3,5 dk gibi oldukça kısa olan görselde öncelikle sinemanın geçirdiği dönüşümden, dijitalleşmekten bahsediyor. Sonrasında filminin konusundan bahsediyor, Willard’ın yolculuğundan ve bu yolculuğun onu yokediş hikayesini anlatıyor. Copolla, filmi çektiği sırada yaşadığı yabancılaşmayı, filmdeki karakterine de yansıtıp böylece izleyiciye de aktardığını anlatıyor.
  • Fotoğraf Galerisi :
    Filmin afişlerinin, kamera arkası fotoğrafların ve filmdeki görsellerden oluşan fotoğrafların olduğu bir galeri eklenmiş. Filmde izlediğimiz bir çok sahnenin farklı açılardan çekilmiş fotoğrafları yer alıyor.
  • The Music of Apocalypse Now
    Film müziklerinin hazırlanışı ve röportajları barındıran 14dk’lık görsel Copolla’nın stüdyoda filmin müzikleri ile alakalı, çalışanlara yaptığı bir konuşma ile başlıyor.
    Sonrasında yapılan röportajda, film montajlanırken filmde bir çok The Doors parçası kullanıldığını, ama bu parçaların filmi sanki birebir anlattığını hissettikleri için çıkarıldıklarını ama girişteki The End’in bırakıldığını öğreniyoruz.
    Copolla’nın babası tarafından bestelenen ve elektronik müzik olarak yorumlanan parçaların hazırlanış aşamaları anlatılıyor.
    Filmin sonunda yer alan o tekinsiz, karanlık gitar solosunun ve filmdeki davulların hazırlanışı ile alakalı bölümler ardı ardına filmde o uzun çekim sürecinin ardından film müzikleri ve ses efektleri konusunda da çok detaylı bir çalışma yapıldığını görüyoruz, oldukça fazla emek harcanmış.
  • Apocalypse Now’ın Ses Tasarımı
    14dk’lık bu bir diğer ekstra içerik filmin ses tasarımı ve film müziklerine ayrılmış. Çekildiği dönem için devrim olan ve Stereo 5.1 ile çekilen ilk film olma özelliğine sahip filmin ses efektleri üzerine röportajları izliyoruz.
  • 5.1 Sesin Doğuşu
    Bu içerikte sinema tarihinde ses sistemlerinin gelişimi anlatılarak 5.1 surround sound sistemi, kanalların sinema salonundaki yerleşimi anlatılıyor.
  • Hayalet Helikopterin Uçuşu
    Filmin o muhteşem açılışında yer alan “hayalet” helikopterin sesinin yapılışı, 5.1 ses sistemi için sesin hazırlanması üzerinde 3dklık bir görsel içerik. İçeriğin sonunda yer alan, filmde yeralan sahne ile hoparlörlere verilen sesin gösterildiği kısım ilgi çekici.

Blade Runner 2049 Steelbook Edition Blu-Ray İncelemesi

Daha ne olduğumuzu öğrenmeden, onu kaybetmekten korkuyoruz. İyiki doğdun!

Film

Ve heyecanla beklediğim bir film daha tozlu rafıma yerleşti. Denis Villeneuve, Arrival’dan bu yana takibe aldığım bir yönetmendi. Utanarak yazıyorum, 1982 yapımı ilk Blade Runner’ı geçen sene izleme imkanı buldum. Rabarba Dergisinin Distopya sayısında okuyup listeme almıştım. Açıkçası nedense Wesley Snipes’ın oynadığı Blade olduğunu düşünüp yıllarca posterine dahi bakmamışım bu filmin. Yenilenmiş versiyonunu izleyerek şok olmuştum. 80’lerde yapılan hangi film 2010’larda izleyince size ilkel gelmiyor ? İşte artık bu soruya bir cevabım var, Blade Runner. Blade Runner 2049, 1982 yapımı ilk filme sadık kalınarak çekilmiş, renkler, teknolojiler, filmdeki ortam vs. kesinlikle gözünüze batmıyor. Müzikler Hans Zimmer imzası taşıyor, defalarca dinlenebilir. Hemen her sahne kendi başına çıktısı alınıp duvara asılabilecek güzellikte. Tekrar tekrar izlenebilecek bir film, arşivlemek için çok iyi bir tercih.

Ekstralar

Filmin steelbook versiyonu iki diskten oluşuyor. Ana diskte filmin yanında ekstralar da yer alıyor. Bu ana disk ayrıca tek parça halinde de satılıyor. Bu bölümde Ana diskte yer alan ekstralardan bahsetmek istiyorum, Bonus Diskin içeriğinden aşağıda bahsedeceğim. Ekstralar üç ayrı bölüme onlar da kendi içlerinde ayrı bölümlere ayrılmış durumda. Tüm ekstralar İngilizce ve altyazısız olarak izlenebiliyor.

İlk ekstra Designing the World of Blade Runner, 22 dk’lık bir görsel içerik. Blade Runner’ın çekildiği dünyanın nasıl hazırlandığına dair şahane bir içerik sağlıyor. İlk filmden de görsellerin kullanılarak ilk filme nasıl sadık kalındığını da görebiliyorsunuz. Filmde çok az yeşil ekran teknolojisi kullanılmış, bunu tüm kanıtlarıyla izleyebiliyorsunuz bu ekstrada. Yönetmen Villeneuve bunu kendi de dile getiriyor içerik içerisinde, oyuncular da bu gerçek ortam içerisinde filmi yaşar gibi oynadıklarını ve ortamdan çok etkilendiklerini defalarca dile getiriyorlar. İlk filmin 1982’de yani dokunmatik ekranların henüz hayatımıza girmediği zamanlarda çekilmiş olmasının etkisi belki ama filmdeki tüm teknolojik aletler mekanik. Blade Runner 2049’da da bu tercihe devam edilmiş. Bu mekanik teknolojiler ve kullanılan araçların tanıtıldığı bölüm etkileyici. Ayrıca filmi izlerken farkedemediğim bir detay, hayalet şehir – ghost town olarak geçen yer Las Vegas imiş. Las Vegas çekimleri ve setin hazırlanması ile alakalı bölümler de ayrıca beğendiğim bölümlerden bir başkası.

İkinci ekstra, Prologues bölümü ise üç alt parçadan oluşan ve 2049’a gelirken yaşanan bazı olayları anlatıyor, filmi anlamamıza olanak sağlıyor.

  • 2022 Blackout : Bu bölüm 15dk’lık bir animasyon şeklinde hazırlanmış. Kopya’ların insanlara savaş açtığı ve filmde de geçen tüm dijital verilerin kaybedildiği saldırıyı anlatıyor.
  • 2036 Nexus Dawn : Wallace’ın yeni model kopyasını tanıttığı ve neden yasaları çiğneyerek bir kopya yaptığını kendi ağzından anlattığı toplantı. Altı buçuk dakikalık şahane bir bölüm.
  • 2048 Nowhere to Run : Filmin başında avlanan kopyanın yakalanmasını sağlayan belgeleri kaydediş hikayesi.

Son ekstramız ise Blade Runner 101, yani filmdeki anahtar konuların anlatıldığı 11 dk’lık bölüm. Filmden önce izlesek daha mı iyi olurdu diye düşünmedim değil. Kopyaları, neden yaratıldıklarını ve özellikleri anlatılıyor. Neden insanlara göre ikinci sınıflar, hatta blade runner’lar neden kopyaların en alt sınıfındalar gibi sorulara cevap veriyor. Wallace’ın yükselişi, Tyrell Corp.’u alışı üzerine sorulara cevap veren bir kısım ile devam ediyor ekstramız. Bu ekstrada Joi’ler anlatılmasa olmazdı. Bu yeni AI, neden yaratıldığı anlatılıyor. Son olarak kullanılan aygıtlar tanıtılıyor. K’ın arabasının üzerindeki drone ve Wallace’ın etrafındaki nesneleri adeta kendi gözleri gibi görmesini sağlayan Pilotfish’ler anlatılıyor.

Bonus Disk

Bonus Disk toplamda 35dk’lık bir içerik sunuyor bize. İngilizce altyazı seçeneği var, fakat Türkçe altyazı mevcut değil. İçerik olarak özellikle tavsiye edebileceğim bir içerik barındırmıyor. Bundan dolayı sırf bonus disk almak için daha pahalı bir versiyonu tercih etmeye lüzum yok. Tek disklik versiyon da gayet iyi diyebilirim. İlk diskteki ekstralar çok daha tatmin edici hatta.

Bonus diskin içeriğine gelirsek, aşağıdaki gibi dört parçadan oluşan bir görsel içerik var diskte.

  • To Be Human : Casting Blade Runner 2049 17dk’lık bu görsel içerikte yönetmenin, prodüktörün ve oyuncuların ağzından filmdeki karakterler ve yoruncular tanıtılıyor.
  • Fights of the Future: The Action of Blade Runner 2049 6dk’lık aksiyon sahnelerini ve yönetmenin sahnelerdeki tercihlerini anlattığı görsel içerik.
  • Two Become One 5dk’lık, isminden de tahmin edileceği gibi Joi ve Mariette’nin adeta tek bir kadın haline geldiği o şahane sahneye odaklanılmış bir kamera arkası içerik. Bonus diskte en beğendiğim bölüm bu oldu diyebilirim.
  • Dressing The Skin: The Fashion of Blade Runner 2049 Son zamanlarda çok ilgimi çekmeye başlayan bölümlerden biri, kostüm tasarımları ve tercihlerin anlatıldığı bölüm. 6dk’lık  bu kısa bölümde gelecekte moda nasıl olacak gibi tartışmalar ile başlayıp özellikle Ryan Gosling’in ve Slyvia Hoek’in kostümlerine bolca değiniliyor.

 

Kutsal Geyiğin Ölümü – DVD incelemesi

Kutsal geyiğin ölümü

A surgeon never kills a patient.

Film

Geçen yılın en çok beklediğim filmleri tek tek blu-ray ve DVD olarak piyasaya çıkmaya başlamışken hangi sıra ile inceleme yapacağımı şaşırmış durumdayım. Yorgos Lanthimos, Köpek Dişi’nden beri takip ettiğim ve Haneke gibi rahatsız edici filmleriyle dikkatimi sürekli üzerinde tutan yönetmenlerden biri. Özellikle The Lobster sonrası yönetmen beğeni grafiğini iyice arttırıyor ve 2017’nin en beğendiğim filmlerinden birini izleme keyfini bana sunuyor.

Film rahatsız edici bir kalp ameliyatı sahnesi ile başlayıp, yavaş yavaş ilerleyerek karakterleri bize tanıtıyor. Kalp cerrahı Steven (Colin Farrell)’ın ile göz doktoru eşi Anna (Nicole Kidman)’ın ve iki çocukları ile mutlu ailesi’ne yavaş yavaş yaklaşmaya başlayan, babasını kaybetmiş Martin’in hikayesini öğrenmeye başlıyoruz ve karanlık sırlar filmi Haneke-vari bir kabus’a çeviriyor. Kutsal Geyiğin Ölümü bir yunan miti, Iphigenia’dan esinlenerek isimlendirilmiş, filmin sonlarına doğru yaşanan olaylarla Yunan miti arasında bağlantı kuruluyor.

Film diskin üzerinde de yazdığı gibi bir çok açıdan Kubrik filmlerini andırıyor. İç mekan çekimleri, mekanlardaki simetri ve hatta renklere kadar. Bu benzerlikler sayesinde de 2001: A Space Odyssey’deki gibi ya da Shining’deki gibi klostrofobik bir atmosfer yaratılmış. Ayrıca Nicole Kidman, görsel olarak bire bir Eyes Wide Shut’taki gibi.

Martin (Barry Keoghan), Dunkirk‘teki rolünden sonra o donuk gözlerine çok uygun bir rolde karşımıza çıkıyor, sanırım ilerde daha da fazla göreceğiz Keoghan’ı. Kimi yorumcular Martin’i doğaüstü yetenekleri yüzünden ve filmdeki adalet arayışı/sağlayışı sebebiyle tanrı benzertmesi yapmış.

Film güzel kurgulanmış bir gerilim/korku filmi. Haneke’nin Funny Games’indekini andıran aileye yapılan rahatsız edici bir istila konu ediliyor. Cannes film festivalinde En İyi Senaryo ödülünü almış.

Ekstralar

Filmde iki dakikalık bir Lanthimos yorumundan başka trailer’lar dışında bir ekstra yok. Diskin arkasındaki özel seçeneklerdeki dört maddeye inanmayın, sadece filmi izleyeceksiniz, diskte başka bir içerik yok. Bunu bilerek alın filmi.

Mother! Blu-ray İncelemesi

Film

Yılın en heyecan ile beklediğim filmlerinden biri Mother! sonunda blu-ray olarak piyasaya çıktı ve tozlu rafıma ekleme ve izleme şansı buldum. Trailer’ı izlediğim anda yine çarpıcı ve diken üstünde bir film seyrini garantiliyordu. Öyle de oldu. Aronofsky’nin de diskin ekstralarında verdiği röportajda dediği gibi doğal bir ortamda başlayan film gitgide doğalüstü olmaya başlıyor ve bir yerden sonra soluumuzu kesiyor adeta. Yalnız Aronofsky Mother!’da ne anlatmak istediği hakkında en ufak bir ipucu vermekten kaçınıyor. Filmle ilgili detaylara gelmeden önce bir kaç Blu-ray diskin ambalajını açtıktan sonra kapağın altından çıkan gayet sade ve üzerinde o güzel el yazısı ile karşınıza çıkan disk görsel olarak insanı daha baştan büyülüyor. Diski blu-ray oynatıcınıza koyduğunuzda karşınıza çıkan menü ve arkadaki resim, ki bu Mother!’ın afişlerinden biri (yukarıdaki resimde sol alt köşedeki), bir an bana Rosemary’s Baby filminin afişini anımsattı. Yanılıyor muyum acaba deyip nette aratma ihtiyacı duydum, yok yanılmıyorum, gayette anımsatıyor. Belki bir gönderme, belki sadece bir tesadüf. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz ?

Film alevler ile başlayıp, yanan bir evin tekrar yenilenmesi adeta bir teybin başa sarması ile başlıyor, ki bu, artık bir çok filmden alıştığımız şekilde, filmin sonunun bu görüntülere bağlanacağını işaret ediyor. Jeniffer Lawrence ve şair kocası Javier Bardem’in yenilediği kocaman ev, yaşadığımız zamanda neredeyse hiç rastlanamayacak şekilde bir arazinin içerisinde bulunuyor, evin etrafında ne bir araba var, ne de bir yol, tamamen izole, doğa ile içiçe sakin bir ev. Bu sakinlik ile başlayan film, her an bir gürültü kopacakmış hissi ile izleyicide merak uyandırarak devam ediyor. Eve nasıl ulaştıklarını anlayamadığımız misafirler ile evde tansiyon yükselmeye ve sakin hayat hareketlenmeye başlıyor, tempo sürekli artıyor. İşte Aronofsky’nin bahsettiği doğaldan doğaüstüne geçiş bu aşamada oluyor ve adeta insanlık tarihini evin içerisinde yaşıyorsunuz. Bu son cümle yine ekstralarda film ile ilgili sarfedilen cümlelerden biri.

<SPOILER İÇERİR>

Yazımı burada bölüp spoiler verecek şekilde devam etmek istiyorum. İnsanlık tarihi benzetmesi filmin ekstralarından bir alıntı demiştim. Halbuki film gözümüzün içerisine dinsel pek çok sembolü ve olayı sokarak bambaşka bir olayı anlatıyor. Ev sahibi Javier Bardem’i hristiyan inancında tanrı, Jeniffer Lawrence’ı toprak ana, Eve gelen ilk misafir Adem, eşini Havva, Bardem’in odasındaki kristal elma olarak görselleştirilmiş. Kristal kırıldıktan sonra Adem ile Havva odadan kovuluyor, sonrasında misafirleri sevişirken görüyoruz. Ardından ilk oğul Habil, sonrasında kıskanç oğul Kabil eve geliyor. Ve Kabil Habil’i öldürüyor. Sonrasında Jeniffer’in hamile kalması, Bardem’in kitabını bitirmesi, kitabın büyük bir infial yaratması ve hayranların eve akın etmesi. Adeta bir dinin doğuşu gibi. Hayranlar arasındaki ayrılıklar, kutuplaşmalar, kavgalar. Bebeğin doğuşu ile rahatlayacağız ümidi varken hazin sona doğru ilerliyoruz. Bebeğin hayranlar tarafından katledilmesi hikayenin gidişatına göre tahmini zor bir sahne değil açıkçası, ama bu kadar vahşice bir kurgu ancak bir kaç yönetmen tarafından yapılabilirdi sanırım, Aronofsky de bundandan biri. Sonrasında yaşanan Lawrence’ın linç edilmesi sahneleri, adeta Tanrı’nın oğlunun gördüğü eziyetler ve çarmıha gerilişi gibi dini olayları anımsatıyor.

</SPOILER İÇERİR>

Filmde pek çok sembol var, kimilerini internetteki incelemelerde okuyabiliyorsunuz, kimileri ise muamma. Film kesinlikle birden fazla defa izlenmeyi hakediyor, ve insanda bu hissi de uyandırıyor. Başta Jeniffer Lawrence olmak üzere tüm oyuncular çok iyi oynamışlar. Şahsen ben, film çekilirken Aronofsky ile beraber olan Lawrence’dan böyle bir performans beklemezdim açıkçası.

Son olarak ufak iki detay daha, youtube’da izlediğim bir Aronofsky röportajında Aronofsky’e filmin ne hakkında olduğu, ipucu vermesi isteniyor. O da ısrarlı sorular karşısında filmin sonundaki credits kısmına bakın diyor. Araştırmacı gazetecilik sizin için araştırdı, aradı taradı, ve sonuç aşağıda, Javier Bardem Him olarak yani Tanrı benzetmesi ile isimlendirilmiş, diğer tüm karakterlerin isimleri küçük harf ile başlıyor.

Ekstralar

Bu film için daha fazla ektra olmalıydı. Daha fazla yorum ve kamera arkası olmalıydı. Ama maalesef, tatmin etmeyecek bir fotoğraf albümü bile yok. Ekstra olarak 30dk’lık bir kamera arkası, makyaj ve efektler için hazırlanmış 6dk’lık bir videodan ibaret. Neyseki bu iki videoda gayet güzel. Özellikle filmin geçtiği sekizgen kafatası benzetmesi yapılan evin yapısı, filmde kullanılan maketler, Aronofsky’nin ev hakkındaki yorumlarını izliyorsunuz. Dış çekimlerin olduğu ilk yarıda Kanadadaki bir arazide inşa edilen sekizgen evi ve araziyi görüyoruz. Sonrasındaki karanlık iç çekimlere geçilince stüdyoda oluşturulany yeni kopyasını ve iç çekimleri izliyoruz. Belkide filmin gizemini bozmamak ya da izleyiciyi film hakkında yönlendirmemek için daha fazla materyal koymak istemediler.

Yazımıza filmin kapanış müziği ve credits ile son verelim. Yeni bir yazıda görüşmek üzere.

Dunkirk – Blu-ray İncelemesi

400.000 Adam evlerine dönemeyince evleri onlara geldi.

Bir gün Dunkirk gibi Çanakkale zaferini de böyle etkileyici bir şekilde izlemek istiyoruz diye kıskanç duygularla başlayalım incelememize. Yaz aylarında Türkiye’de gösterime giren, listeme aldığım diğer filmlerdeki gibi, kulaklarımı tüm yorumlara kapatıp blu-ray’ini beklediğim bir film daha piyasaya sürüldü ve izleyip tozlu rafımıza koyma vakti geldi. Blu-ray diskleri bulma konusunda zorlandığımız bir dönemdeyiz, sebebi nedir bilmiyorum. Yeni filmleri piyasaya çıkış tarihinden itibaren bir ay içerisinde almazsanız genellikle bir daha bulamıyorsunuz. Yada benim etrafımda bu şekilde oluyor.

Film öncekilerden farklı bir Nolan deneyimi sunuyor öncelikle. Bir dönem filmi olması açısından ve özel efekt kullanılmaması için fazlasıyla çaba harcanmış olması sebebiyle, çok farklı hissettirdi bana, Cannes’ta yarışacak bir avrupa filmi havasında izledim. Her birini alıp duvarınıza asabileceğiniz fotoğraf gibi sahneler üzerine Hans Zimmer’in müzikleri eklenince, hikaye de etkileyici olunca film sizi koltuğunuza yapıştırıyor, bitmeden yerinizden kalkamıyorsunuz.

Özel Seçenekler

Dunkirk filminin özel seçenekleri için ayrıca bir disk ayrılmış olan pakette fazlasıyla kamera arkası içerik ve röportaj bulunuyor. Bu diskteki ekstralar, başka filmlerin ekstralarında görmediğimiz bir şekilde, dil seçeneği ile hazırlanmış, yani seslendirme ve altyazı seçenekleri ile ekstraları izleyebiliyoruz. Bana göre ekstralara ayrıca bir disk ayrılmışken daha fazla materyal sağlanabilirdi. Cristopher Nolan’ın yorumuyla filmi izleme seçeneği eklenebilirdi belki. Bu haliyle ikinci disk daha çok belgesel havasında, kendi içerisinde bir bütünlüğü var. Ama alıştığımız özel seçenekler gibi değil, eksik hissi veriyor.

Özel seçenekler diski beş ayrı bölüme ayrılmış durumda.

  • Creation : Bu bölüm filmin hikayesine ayrılmış, mekan seçimine ayrılmış. Neden farklı bir yer değil de Fransa’nın kuzeyinde yer alan Dunkerque mekan olarak seçildiği üzerinde duruluyor. Gerçek mekanda çekim ile kamera tercihleri geniş ekran çekimler ve IMAX kameraların kullanımının yarattığı zorluklar üzerine bir bölüm hazırlanmış.
  • Land : Nolan filmi birbirine paralel gerçekleşen olaylardan oluşan üç ayrı bölüme ayırmış. Kara, hava ve deniz. Bu bölümde kara çekimleri üzerinde duruluyor. Kara çekimleri denince de filmin oyuncuları ile başrol konusunda yarışabilecek bir yapı, yani iskele üzerinde duruluyor. Orjinal Dunkirk iskelesinin kalıntıları üzerine 12 haftada inşa edilen aslına uygun iskelenin yapım aşaması, yaşanan zorluklar gösteriliyor. Doğal mekanda gerçekten gelgit oluyor olması ve hava şartlarının sertliği dolayısıyla iskele inşası bayağı meşakatli gerçekleşmiş. Buna ek olarak yine gerçek mekanda çekimler ve özel efekt kullanmamak için harcanan çaba sonucu  sahildeki askerlerin nasıl çoğaltıldığı üzerine bir bölüm hazırlanmış. Kıyafet seçimleri, aslına uygun hale getirilmesi ve kıyafetlerin eskitilme işlemleri ile alakalı bir bölüm daha eklenmiş. Tüm bu bölümlerde Nolan’ın takıntı seviyesinde özel efekt kullanmama inadı sonucu ekibin ne kadar uğraştığını izliyoruz.
  • Air : Filmin havada geçen uçuş sahnelerine ve uçaklara ayrılan bölümünde ise Spitfire uçakları tanıtılıyor. Nolan’ın efekt kullanmama takıntısı sebebiyle, gerçek uçak çekimlerini gerçekleştirebilmek için bir Yak 52’nin modifiye edilmesi ve devasa boyutlardaki IMAX kameraların monte edilmesi üzerine bölümler izliyoruz. İt dalaşı sahnelerinin çekimlerinin, Yak 52 içerisine oluşturulan özel bölüme aktörün yerleştirilmesi gibi detayların anlatıldığı bölüm ilgi çekici.
  • Sea : Deniz çekimleri deyince filmde ilk akla gelen Moonstone teknesi geliyor. Teknenin seçilmesi, gerçek ortamda yapılan çekimler, gemiye yerleştirilebilecek mürettebatın kısıtı gibi bir çok zorluk deniz çekimlerinde de karşılaşılmış. Sıhhiye gemisi ve aslında uygun destroyer’in bulunup Dunkerque’e getirilmesi gibi bölümler yer alıyor bu bölümde. Genel olarak bir sorun olan dev IMAX kameralarının deniz çekimlerinde nasıl zorluk yaşattığını tekrar söylemeye gerek yok sanırım.
  • Conclusion : Bu bölümde ise film müzikleri, Hans Zimmer dehası, müziğin, filmdeki tansiyonu arttırmada nasıl kullanıldığı üzerine duruluyor. Müziklerin hiç bir zaman statik kalmaması ve ritminin sürekli artması üzerine çalışılmış, bu şekilde gerilimin sürekli arttırılması sağlanmış. Bu özel seçeneğin son parçasında tüm ekip, yapımcısından görüntü yönetmenine ve oyuncusuna kadar herkes film çekimleri ile alakalı duygularını özetliyor.

Yurttaş Kane – DVD İncelemesi

Yurttaş Kane Kapak

People will think what I want them to think.

Film

Bu yazım ile başlattığım tozlu sandık bölümünde sinefillerin arşivlerinde olması gereken nispeten eski filmlerin DVD ve Blu-Ray ortamındaki göz atıyor olacağız. İlk olarak, kimilerine göre sinema tarihinin en iyi filmi olarak anılan Yurttaş Kane’in 70. yıl özel versiyonu DVD’sini inceliyor olacağız.

70. Yıl Özel Versiyonu olarak hazırlanmış disk Yurttaş Kane’in dijital olarak yenilenmiş halini ve onlarca döküman ve video kaydı içeriyor. Diskin arka kapağında 16:9 ekran genişliği diskin menüsü ve ek seçenekler için yazılmış, orjinal film 4:3 oalrak izlenebiliyor. Film, çok zengin, ünlü bir medya devi olan kurgu karakter Charles Foster Kane’in hayatı hakkında. Orson Welles hem yönetmiş, hem oynamış. Birçoklarına göre sinema tarihinin en iyi anti-kahramanı C.F. Kane’in yükselişi, medyayı kullanışı ve çöküşüne tanıklık ediyoruz. Filmdeki pek çok olay, aradan geçen 80 yıla rağmen işlerin hala medyanın aynı yöntemlerle kullanıldığını ve olayların manipule edildiğini gösteriyor. Açıkçası filmi izlerken medya üzerindeki oyunların yanı sıra C.F.Kane’in özel hayatı, filmin evlilik üzerine acımasız yorumlarından oldukça etkileyici.

Ekstralar

Diskte bir DVD için oldukça fazla ve kaliteli ekstra bulunduğunu söyleyebilirim. Ekstra bölümü, 1 Mayıs 1941 yılında filmin premier gösteriminden 1dk’lık bir kesit ile başlıyor. Sonrasında Commentaries bölümünde Roger Erbert ve Peter Bogdanovich’in yorumları yer alıyor. Filmi izledikten sonra bir kere de Roger Erbert’in yorumları ile filmi bir daha izlemenizi tavsiye ederim. Yılların sinema yorumcusu, filmi sahne sahne, dikkat edilmesi gereken her ayrıntısına detaylı bir şekilde değinerek öyle bir yorumluyor ki şaşırıyorsunuz. Filmde günümüz seyircisinin kolaylıkla farkedemeyeceği, dönemine göre çığır açan bir çok değişik çekim tekniği olduğunu farkediyorsunuz. Neden Yurttaş Kane bir çok listede hala bir numara, Roger Erbert’ten dinleyin, ufuk açıcı.

Yurttaş Kane  DVD İçerik

Bir diğer ekstrada, Interviews bölümünde C.F.Kane’in ilk karısını canlandıran Ruth Warrick ve filmin editörü Robert Wise’ın yorumları ile Orson Welles’i ve filmin çekilme sürecini dinliyoruz. Production ve Post Production başlıklı iki bölümde ise film için hazırlanan çizimler, film afişleri, fotoğraflar, sözleşmeler, film ile alakalı yapılmış yazışmalar gibi onlarca döküman sığdırılmış diske. En son ekstrada, Theatrical Trailer‘da ise fragman yeralıyor, ama bu fragman açıkçası günümüz filmlerinden çok farklı, filmden kesitler değil, film kadrosundaki aktör, aktrist ve kamera arkasındaki ekip’i tek tek Orson Welles’ın sesinden tanıyıp izliyoruz.

Bu diski fırsat reyonundan çok ucuza almıştım, hala denk gelen olursa affetmeyin derim, vereceğiniz paraya fazlasıyla değiyor.

Alien Covenant – Blu-ray İncelemesi

Alien Covenant Kapak

Film

Aylarca filmi izlememek için direndim, Blu-Ray’in çıkmasını bekledim. Çıktı, siparişini verdim, 10 güne yakın bekletilip, ürün temin edilemediği için siparişim iptal oldu. Tekrar sipariş verdim, bir 10 gün daha bekledim ve diske kavuştum. Filmin Blu-Ray versiyonu neden bilmiyorum ama etraftaki hiçbir kitapçıda bulunmuyor. Ekstra içeriği gördükten sonra filmi almaya karar verirseniz fiziksel olarak ulaşamayabilirsiniz. Mevcuttaki online kitap satışı yapan sitelerden birinden benim izlediğim sabır içeren yöntem ile alabilirsiniz, yani umarım..

Bu kadar sabredip elde ettiğime değdi sanırım, şahane bir film izledim. Uzay ve yaratık temalı bilim kurgu filmleri hep etkilemiştir beni. Sanıyorum yeni bir gezegen, yeni bir tür veya bilinmeyenin keşfinin verdiği heyecan beni çeken. Aynı şekilde yıllar önce oynadığım PS3 oyunu Dead Space’de de benzer deneyimi almıştım, hem keşif hem oyunun sizi içine çektiği psikoloji. Film bilimkurgu olmasının yanında elbette korku ve gerilim öğeleri barındırıyor, buna ek olarak ekibin duygusal durumu, psikolojileri de eklendiğinde gerçekten çok etkileyici oluyor. Ridley Scott, özellikle Covenant gemisindeki ekibin çiftlerden oluşmasını, bu psikolojiyi daha da yoğunlaştırmak için kullandığını anlatıyor, gayette başarılı olmuş. Diğer incelemelerimde olduğu için spoiler verip filmin keyfini kaçırmamak için konusuna değinmiyorum. Daha çok içeriğe ve ekstralara odaklanıyorum ki bu diskte yeterinde konuşulacak materyal mevcut.

Ekstralar

Diskin arka kapağına baktığınızda 3 parçalık bir ekstra paketi olduğunu görüyoruz. Menüde ekstralara girdiğimizde ise, pazardan aldım bir tane eve geldim bin tane misali 7 bölümlük bir ekstra paketi ile karşılaşıyorsunuz. Bu 7 bölüm de kendi içlerinde bir kaç bölüme ayrılmış durumda olduğunu görüyoruz :

  • Deleted and Extended Scenes
  • USCSS Covenant
    • Meet Walter
    • Phobos
    • The Last Supper
  • Sector 87 – Planet 4
    • The Crossing
    • Advent
    • David’s Illustrations
  • Master Class : Ridley Scott
  • Director Commentary By Ridley Scott
  • Production Gallery
  • Theatrical Trailers

Bu kadar kapsamlı bir ekstra paketi ile karşılaşmak çok mutlu ediyor insanı, toplamda iki saate yakın ekstra içerik mevcut.

Silinmiş veya uzatılmış sahneler 17dk’lık 12 sahneden oluşuyor. Bazı sahneler gerçekten ilgi çekici ama diskin getirdiği en parlak bu bölüm değil.

USCSS Covenant ile şahane bir ekstra bölümüne başlamış oluyorsunuz. Bu bölüm Covenant görevine çıkan ekip üzerine yoğunlaşmış bir bölüm. Başlangıç olarak Walter’ın nasıl tasarlandığını gösteren 2:34 sn’lik Meet Walter isimli bir reklam filmi ile başlıyoruz. Aynı bir otomobil reklamı izliyormuşsunuz hissi veriyor insana. Sizi kendi Walter’ınızı tasarlayabileceğiniz MeetWalter.com sitesine yönlendirmesi ve eğer ziyaret ederseniz kendi ayakkabınızı tasarlar gibi bir Walter tasarlıyorsunuz, değişik bir tecrübe.

Aynı bölüm altındaki Phobos başlıklı 9dk’lık içerik ise Covenant ekibinin görev öncesi aldıkları korku testinin görüntüleri ve ekibin teste reaksiyonlarından oluşuyor. Ekibin çeşitli duyusal testlere verdikleri reaksiyonları izlemek ilgi çekici, özellikle Walter’ın tepkileri benim daha bir ilgimi çekti.

Bölümün son videosu The Last Supper ise filmin başladığı bölümden hemen öncesinde yaşananları gösteriyor. Ekip uykuya dalmadan önce yaşananlar, son yemek. James Franco’yu bu videoda, filmde gördüğünüzden daha fazla görüyorsunuz.

Sector 87 – Planet 4 ise David, Elizabeth ve Planet 4 üzerine yoğunlaşmış bir bölüm. Tamamı David’in sesi ile kaydedilmiş kayıtlardan oluşuyor. The Crossing bölümü David ve Elizabeth’in Planet 4’a ulaşmadan önceki yolculukları ve David’in raporları gibi izleniyor. Advent bölümü ise David’in Planet 4’da yaptığı deneyler üzerine yoğunlaşmış, bir çok rahatsız edici görüntüyü barındıran 6 dk’lık bir işkence gibi. Son bölüm David’s illustrations ise çok güzel kategorize edilmiş onlarca çizimden oluşuyor. David’in deneylerini yaparken oluşturduğu çizimler ve notları tek tek inceleyebiliyorsunuz. Şahane çizimler var, özellikle yaratık çizimlerinin olduğu Alien bölümü ve hayvan çizimlerinin yer aldığı Fauna bölümü müthiş.

David'in Çizimleri
David’in Çizimleri

The Master Class : Ridley Scott bölümü ise 1 saate yakın bir belgesel havasında. Ridley Scott, oyuncular, görüntü yönetmenlerinin yorumlarının yer aldığı, kamera görüntülerinin, story board’ların izlendiği şahane bir video.

Production Gallery’de 3-5 resim değil, onlarca concept art mevcut. Şaşırtıcı derecede çok görsel içerik eklenmiş diske.

Film ile ekstralar birbirini çok güzel tamamlıyor, bir kısmı filmin içerisine neden gömülmemiş diye düşünmeden alamıyor insan kendini.

Filmin ve serinin sevenleri bu diski kaçırmasın derim. Tabi bulabilirseniz..