Bulutları Beklerken – DVD İncelemesi

Bulutları Beklerken_Kapak

 Bölgenin yağmur ve sisle sarılmış vahşi dağlarından oluşan mekanlarının doğasındaki gizem, karakterlerin iç dünyalarındaki karmaşayı anlatmak üzere filmin en önemli karakterlerinden biri olarak kullanıldı. (Yeşim Ustaoğlu)

Film

1. Dünya savaşı sırasında Karadeniz’den göç eden Rum ailelerden birinin kızının Türk bir aile tarafından evlat edinilmesiyle ismini Ayşe olarak değiştirmiş ve sırrını yaşamaya başlamış. Babası Eleni’ye, kardeşi Niko’ya bakması vasiyeti, kardeşini göç sırasında kaybetmesi, Eleni/Ayşe’nin tramvasını bir kat daha arttırmıştır. Filmde orta yaş dönemini gördüğümüz Ayşe, tramvasının hafiflemesi için Türk kardeşi Selma ile Karadeniz’e dönmüş, Tirebolu’da bir hayat kurmuşlar. 1970’lerin ortalarında geçen film, soğuk savaş döneminin de etkisi ile yabancı düşmanlığının çok yüksek olduğu bir dönemde Ayşe’nin sıkıntısını bir kat daha arttırıyor. Yaylaların sisli, yağmurlu havası ile çetin kış adeta Ayşe’nin içinde kopuyor. Yönetmenin de dediği gibi hava şartları filmin bir karakteri gibi, hemen her sahnede kendini gösteriyor. Selma’nın ölümü ile birlikte Ayşe kardeşi Niko’ya ulaşmak için artık yola çıkıyor ve Selanik’te filme devam ediyoruz.

Her zamanki gibi olabildiğince izleme keyfini bozmadan yorum yapmaya çalıştığım film, oldukça durağan geçen minimalist filmlerden ayrılıyor, rahat bir izleyiş keyfi yaşatıyor. Sona doğru gittikçe hüzün artarak devam ediyor, Ayşe’nin sıkıntılarının son bulması ümidi de paralel olarak artıyor.

Daha önce Pandoranın Kutusu’nu izlediğim Yeşim Ustaoğlu, hep tekrar izlemek istediğim fakat bir türlü fırsat bulamadığım yönetmenlerden biri idi. Yeni farkettiğim kolleksiyon şeklinde çıkarılmış setinden seçtiğim Bulutları Beklerken, diskin üzerinde yazan “Yeşim Ustaoğlu Kolleksiyonu” ibaresine uygun olarak hazırlanmış bir film. Doyurucu bir ekstra içeriği mevcut. Kapak daha iyi olabilirmiş, 2004 yapımı olan filme 90’larda yapılmış hissi vermiş. Oysaki filmin oldukça güzel bir afişi mevcut. Diskin fiyatı da gayet uygun.

Bonus Özellikler

Hemen her diskte olduğu gibi filmin fragmanı, teaserı ve TV tanıtımı videoları mevcut. Bunun yanında yine bir fotoğraf albümü mevcut. Bu standart içeriği geçtikten sonra geriye iki güzel video içeriği kalıyor. İlki, benim çok beğendiğim, yaklaşık 40dk’lık Sırtlarındaki Hayat belgesel filmi. Bu film Karadeniz’de yaylalarda yaşayan kadınların yaşam şartlarını, günlük hayatlarını, yaylaya çıkarken verdikleri mücadeleleri, yaylada günlük hayatı gösteriyor. Bir diğer güzel içerik ise yaklaşık 10dk’lık Kamera Arkası içeriği. Filmin çekimi sırasında çekilmiş, mekan, kostüm, set hazırlıkları görsellerinden oluşan, bir sunum ya da anlatım içermeyen görsel bir içerik. Baş kısmında yadırgadığım, sonlara doğru gayet ilginç bulduğum bir kamera arkası olmuş.

Sarmaşık – DVD İncelemesi

Sarmaşık Disk

İşlevini kaybetmiş bir otorite, hiyerarşik konumunu ne kadar devam ettirebilir ?

Film

Nasıl anlatsam, nerden başlasam, diye mırıldanarak başladım bu incelememe. Hatırladıkça tüylerimi diken diken yapan, son aylarda izlediğim en etkileyici filmin arkasından ne diyeceğini bilememek. Tam olarak yaşadığım his bu.

Yönetmen Tolga Karaçelik’in Gişe Memuru filmi uzun zamandır izlenecek filmler listemde idi. Bir türlü bir kopyasını bulup izleyemedim. Kendisi ile tanışmam ikinci filmi Sarmaşık ile olacakmış meğerse. Ne yazık bana, filmi izlerken utandım bu durumdan. Film onlarca film festivalinde gösterildi, Antalya Film Festivali’nde alınabilecek tüm ödülleri süpürdü. Her festival döneminde adı kafama kazındı. Ve sonunda raflarda DVD’sini görünce hemen edindim. Keyifle izlemek için filmi iki hafta rafımda beklettim, bir utanç daha.. Sonunda uygun anı bulup izlediğimde bütün bu utançlarım bir bir yüzüme çarptı. Daha ilk sahnelerden ekranın camını delip geçen göz kontakları beni koltuğa zımbaladı. Sanki karakterler birebir karşınızda direk size bakıyorlar.

Yavaş bir tempoda başlayan film, gemi personelini yavaş yavaş tanımamız için bize vakit tanırken gelişecek olayların da temelini atıyor. Kapakta da yazan kadarıyla film Mısır açıklarında, armatürün iflas etmesinden dolayı demirli kalan gemide kalan 6 personelin aralarında gelişen olayları konu alıyor. Gemi demirlediği andan itibaren gerilim tırmanmaya başlıyor. Gerilim arttıkça ortaya çıkan sümüklü böcekler, gerilimin kavganın ve kanın habercisi gibi, her sahnede görülmeye başlıyor, görsel olarak izlemeye doyamayacağınız sahnelere dekor oluyorlar.

Karakterlerin, Sineklerin Efendisi kitabındaki ya da Alman yapımı Das Experiment (Deney) filmlerindekine benzer hakimiyet kurma çabaları ve hakimiyet kurulan tarafın isyanı Sarmaşık’ta da kendini gösteriyor.

Diskin görüntü kalitesi gayet iyi, adeta blu-ray izliyormuş hissi veriyor. Ekstralarına kadar kalitede en ufak bir pürüz yok. Poster olabilecek o kadar güzel sahneler mevcut ki. Bir de yönetmenin bize izlettiği gerilim kalitesini düşününce, bu yönetmene dikkat edin diyorum, ben edeceğim. Şimdi artık utançlardan kurtulma vakti geldi, bir an önce Gişe Memuru’nu edinme vakti geldi.

Sarmaşık Menü

Ekstralar

Bir önceki The Club incelememde beni mutsuz eden Başka Sinema Seçkisi, bu incelememde bir o kadar memnun etti. Bonus özellikler kısa olsa da, çok etkilendiğim bu filmin arkasından tatlının üzerindeki kaymak gibi beni mest etti. 10 küsür dakikalık kamera arkasında bazı sahnelerin çekim anlarına ve yönetmen Tolga Karaçelik’i sahneleri kurgularken izliyorsunuz. En gerilimli sahnelerde Tolga Karaçelik’in de, belki bilinçli olarak, gergin diyalogları beni o anlara tekrar götürdü. Çıkarılmış sahneler, sonradan izleyince hikayeyi renklendiriyor, bazıları iyiki çıkarılmış derken bazıları filme dahil olsaymış, gerginliği arttırırmış diye düşündüm. Filmin müziklerinden iki adet video klip, çok ama çok hoş olmuş. Özellikle Gevende‘den Çelik Çomak’ı yıllar sonra tekrar dinlemek iyi geldi. Bonuslar içerisinde en hoşuma giden maddeye geldik, Tolga Karaçelik’in 2009 yılında Nadir Sarıbacak’ı oynattığı kısa filmi Rapunzel‘i menüde görmek mücevher bulmuş hissi uyandırdı bende. Bazı kısa filmleri nette bulmak ve izlemek hakkaten çok zor. Rapunzel, yaklaşık 20dk’lık çok ama çok hoş bir kısa film. Ve son ekstra olarak film müzikleri eklenmiş. Sarmaşık’ın diski için gerçekten özenle ve izleyiciye pişman olmayacağı çok kaliteli içerikle dolu bir paket hazırlanmış. 8 ayrı dilde altyazı seçeneği hangi yerli filmin DVD’sinde var ? Bu bile diskin kalitesinin ipucu aslında.

İzleyin, izletin, keyifli seyirler.

The Club – DVD İncelemesi

The Club kapak

 

Özgün ve göz alıcı oyunculuk performansları.

Film

Pablo Larrain’in “No” dan sonra izlediğim ikinci filmi The Club. Öncelikle bu film rahatsız edici bir karakter filmi. Film ilk sahneden itibaren renkler ve mekanın havası ile sizi boğmaya başlıyor, soluk ve karanlık bir havada ilerliyor. Bu cümle negatif bir yorum gibi gelebilir, ama rahatsız edici filmleri sevenler için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film.

Filmdeki her karakterin kendine has bir doğası, kendine has dürtüleri ve kendine has karanlık bir yanı var. Konusu oldukça merak uyandıran ve bir çırpıda izlenebilecek bir film. Kilise tarafından geçmişlerinden ötürü sürgüne gönderilen dört rahibin, sürgün evine gelen beşinci rahip ile birlikte sırlarının açığa çıkmasını, dürtüleri etrafında birbirleriyle yakınlaşmaları anlatıyor. Giderek artan gerilim ile birlikte sanki rahipler sizi de sürgün evine yavaş yavaş dahil ediyor. Herhangi bir karakterle özdeşleşmenize izin vermeyen yönetmen, başarılı bir şekilde sizi hikayenin içine dahil ediyor. Seyir zevkini bozmamak adına daha fazla detaya girmeyeceğim.
Filmde ciddi bir Katolik Kilise eleştirisi yapılıyor. Günümüzde vakıf evlerinde açığa çıkan taciz ve benzeri olayları düşününce bu tarz durumların Hristiyan dünyasında da oldukça yaygın olduğunu görüyoruz. Hatta kilisenin bu tarz olaylardan zarar görmemesini sağlamak için nasıl bir mekanizma geliştirdiğine şahit oluyoruz. Ülkemizde de benzer şekillerde üstü kapanan olayları düşününce tepkiler heryerde aynı diyebiliriz sanırım.

Altın Küre ve Yabancı Film Oscar adaylıkları bulunan The Club, bir Karadeniz sahil kasabasını andıran Şili’nin La Boca kasabasında çekilmiş. Oldukça puslu, karanlık ve izole. Bu ortama bir de Estonyalı Avro Parts’ın parçası eklenince filmin karanlık havası daha vurucu bir hale gelmiş.

the_club_menu

Ekstralar

Disk, fragman ve yaklaşık 10 fotoğraf içeren fotoğraf galerisi dışında bir ekstra barındırmıyor. Filmi alırken, arka kapakta ekstra olmadığını gördüğüm için fazla bir beklentim yoktu. Klasik Başka Sinema Seçkisi kapağı ile piyasaya çıkmış filmin görüntü kalitesi de çok tatmin edici değil maalesef. Yukarıda gördüğünüz gibi menüde kullanılmış sahnelerde bile kalite kendini belli ediyor. Disk film dışında size pek bir şey vaadetmiyor maalesef.

Sokrates Dergisi 13. Sayı İncelemesi

Sokrates Kapak

Düşünen Spor Dergisi

Tozlu rafımda biriktirdiğim yegane derginin 1. yıldönümünde, üstelik sinema konulu sayısında inceleme konusu yapmasam olmazdı. Olmazdı da, dergilerimi getiren kargo şirketinin azizliğine uğradım ve ayın yarısı geçtikten sonra elime geçen Sokrates’in 13. sayısını ancak bitirebildim ve bu yazıyı yazmak üzere masama oturabildim.

Sokrates ilk sayıdan itibaren heyecanla takip ettiğim ve beğenerek okuduğum bir dergi. Açıkçası bir spor dergisini bu şekilde takip edeceğimi düşünmezdim, çünkü içerik olarak baktığınızda bisikletten Amerikan futboluna, basketboldan boksa kadar tüm sporlarla ilgili yazılar mevcut. Hiç ilgimi çekmeyen dallarla ilgili dahi o kadar güzel yazılar kaleme alınmış ki, bir sayısını tam bir ayda ancak bitirebiliyorum. Ayrıca her ay belli bir konu üzerine içerik hazırladıkları için çok da ilgi çekici sayılar çıkardılar. Dergideki illustrasyonlar da çok ama çok güzel, insan çoğuna bakmaya doyamıyor. Gerçekten çok başarılı.

Şimdi gelelim bu ay ki sayıyı neden inceleme konusu yaptığıma. Az önce de yazdığım gibi bu sayının ana teması sinema. Bir spor dergisi sinema temalı bir sayı çıkarırsa tabii ki içerik de büyük çoğunlukla spor konulu filmler olur. Serdar Akar ve Onur Ünlü röportajları, O.J. Simpson davası, Eric Cantona ve Mehmet Açar’ın Kızgın Boğa incelemesi ilk bakışta göze çarpan içerikler.

Spor konulu ne kadar çok film varmış dedirten sayı, Senna ve Moneyball’u izlenecek filmler listeme aldırdı. Dağcılık ile alakalı filmlere ilgimden ötürü en azından ufak bir inceleme aradı gözlerim ama maalesef aradığımı bulamadım. Ama bunca içeriğe rağmen ve ele alınmayan ana akım spor filmlerini de düşününce normal denebilir.

Raging Bull – Kızgın Boğa incelemesi ve bir nevi Moneyball incelemesi olan ve spor istatistikleri ile veri analizi üzerine ele alınmış Rakamların Dili Olsa, Merkez Kort bölümünün öne çıkan içerikleri, zevkle bir çırpıda okunuyor.

1. Yılında kapağında ilk defa iki renk kullanan Sokrates illustrasyonlarıyla da ilk sayıdaki tadı hala devam ediyor. Bakalım bu sene bu şekilde çok renkli kapaklar görmeye devam edecekmiyiz.

Sokrates Illustrasyonlar
Eğer hala edinmediyseniz, ayın bu son günlerinde 2016 Nisan sayısını kaçırmayın derim. Kaçırdıysanız da sanırım sahaflardan ya da internetten rahatlıkla edinilebilir bu sayı. Hala tanışmadıysanız bir şans verin.

 

Aç Kalpler DVD İncelemesi

Aç Kalpler Kapak

Olağanüstü! Polanski ve Hitchcock çizgisinde.

Film

Geçtiğimiz yıl, sanırım İstanbul Film Festivali’nde ilgimi çekmişti bu film. Çin’de bir lokantanın erkek tuvaletinde başlayan film daha ilk sahneden filme konu çiftin arasındaki farklı beslenme alışkanlıklarına dikkat çekiyor ve çatışmayı göz önüne seriyor. Çift evliliğe doğru ilerlerken vejeteryan ve takıntılı annenin çocuğuna uyguladığı diyeti izleyerek geriliyoruz. Fazla ipucu vermeden kısaca bahsetmeye çalışıyorum ki seyir zevkiniz bozulmasın. Girls dizisinden severek takip ettiğim Adam Driver’ı bu tarz bir rolde görmek, ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Her an bizi güldürecek, filmin karanlık havasına renk katacak beklentisi ile izledim, ama yapmadı, film giderek karardı, karardı… Venedik Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleri boşa alınmamış. Alba Rohrwacher, çok uygun bir tercih olmuş, aynı Tilda Swinton gibi, bembeyaz teniyle ve hastalıklı yüz ifadesiyle rolüne fiziksel olarak da uyum sağlamış.

Yönetmen, vejeteryan olmayan ebeveyn’in gözüyle hikayeyi anlatıp, vejeteryan bireyi tercihleriyle canavarlaştırılıyor. Bu aşamada belki film vejeteryan bireyin tercihlerini ve sebeplerini de bağımsız olarak bize sunabilseydi, daha da ilginç olabilirdi. Ama yönetmen bizi empati yaptırarak, yönlendirerek, vejeteryan bireye karşı taraf olmamızı sağlıyor. Bu taraflılığına rağmen film hala ilginç ve kesinlikle izlemeye değer.

Filmin bazı sahnelerinde belgesel izliyormuş hissi veren diyaloglar, yönetmenin daha önce çektiği belgesellerin tecrübesiyle hoş bir tad bırakıyor. Konu ve tarz olarak çok alakasız da olsa District 9’ı ve özellikle The Imposter’ı anımsattı. Filmin sonlarına doğru kullanılan balık gözü lensler ile çekilmiş sahneler evdeki gerilimi arttırıyor ve sıkıntıyı izleyiciye aşırı derecede hissettiriyor.

 Kapak ve Ekstralar

Diskin kutusu klasik Başka Sinema Seçkisi kutusu olarak alıştığımız şekilde hazırlanmış. Filmin kapağı filmin oldukça güzel hazırlanmış afişi ile piyasaya çıktı, kapak filmin oldukça kısa görsel bir özeti ve herşeyi anlatıyor. Ekstralar konusunda disk çok kısır. Sadece fragman ve fotoğraf galerisi olan tipteki disklerden maalesef. Bu açıdan benim oldu, sizin fazla bir beklentiniz olmasın.

Rezervuar Köpekleri Blu-Ray İncelemesi

Rezervuar Köpekleri Kapak

You ever listen to K-Billy’s “Super Sounds of the Seventies” weekend?

Film

Şiddetin estetize edilmesi, yüceltilmesi denince sayılacak ilk 3 yönetmen arasında Tarantino, Tarantino’nun da ilk 3 filmi arasında Rezervuar Köpekleri vardır herhalde. Ben bu deyim ile bu filmi izlerken tanıştım. Ekstralardaki röportajlara göre Tarantino’nun sadece 3000$’a çektiği film, birkaç sahne dışında neredeyse tamamı kapalı bir depoda geçen bir film. Tarantino bu bütçeye şuan birbirinden ünlü bir çok ismi biraraya getirmeyi başarmış. Yine ekstralara dayanarak Harvey Keitel’ı, senaryosu sayesinde etkilemeyi başarmış ve projeye inandırmış. Filmde diyalogların önemli bir yeri var, hem eğlenceli hem de filmin gidişatı ile alakası olmayan gündelik hayat üzerine boş diyaloglar sayesinde Tarantino bize gangsterlerin de normal hayatın içinden, her yerde görebileceğimiz tip insanlar olduğunu göstermeye çalışıyor.

Film aksiyon türünde bir film olmasına rağmen, filme konu aksiyon sahnelerini hiç görmüyoruz. Olayların gelişimini flashbackler ile izleyip malum depoya sıkışıp sona doğru ilerliyoruz. Filmin heyecanının, şiddet ile birlikte yükseldiği Bay Sarı’nın dansı eşliğindeki kulak sahnesi ile kan seli depoya dolmaya başlıyor, Bay Turuncu’nun müthiş performansı ile devam edip sona doğru ilerliyor. Şaşırtıcı ve şoke edici olan onca şiddet sahnesinde Tarantino’nun bizi bir yandan gerip bir yandan da güldürebilmesi. Kendi filminden komedi filmi olarak bahsetmesinin sebebi de bu olsa gerek.

Filmin müziklerine de ayrıca değinmek gerekir, Tarantino bu film ve devam eden diğer filmlerinde bu geleneği bozmadı ve yıllarca dinlenebilen soundtrack albümlere vesile oldu.

Görüntü Ses ve Kapak

Filmin kapağı, yurtdışında çıkanlara göre daha iyi bir kapak ile çıkmış. Sadece Bay Beyaz filmde takım elbise ile değil, eşofmanları ile gözüküyor. Burada kapağı çizen kişi hayalgücünü kullanmış sanırım. Görüntü ve ses olması gerektiği gibi, film eski olduğu için ve görsel efekt olmadığı için çok bir beklenti ile izlemedim. Ekstralarda ise haliyle görüntü kalitesizleşiyor, hatta bazı çıkarılmış sahne ekstralarında tahammül edilemez hale geliyor.

Ekstralar

Filmin oldukça fazla ekstra seçeneği var. Tam olarak ölçmedim ama 2 saate yakın belki daha uzun ekstrası var. Çekim Mekanları ve bu mekanların keşfi üzerine bir bölüm var, bazı noktalarda Tarantino’nun mekana göre akışı değiştirdiğini öğreniyoruz. Film Laboratuvarı bölümünü çok ilginç buldum. Çünkü filmde izlediğiniz sahneleri Tarantino birebir oyuncular ile kendisi çekiyor. Yani oyuncuları çalıştırırken bazen Bay Turuncu, bazen Bay Beyaz rolünde Tarantino’yu izliyoruz. Takdir ve İthaflar bölümü de ayrıca ilgi çekici, sanırım Ucuz Roman sonrası çekilmiş bir ekstra bu. Tarantino bu filmi çekerken esinlendiği aktör, yazar ve yönetmenlerden bahsedip tek tek teşekkür ediyor. Bunlar arasında Godard’ı sayması kuralları yıkmasından ötürü ondan esinlendiğini belirtmesi beni şaşırttı, Tarantino’nun daha çok eski Amerikan ve Asya filmlerinden esin aldığını düşünürdüm.

Bu bölümde Lawrence Tierney ile ilgili ayrı bir paragraf açarak şahsına münhasır bu aktöre saygı duruşunda bulunuyor Tarantino ve tüm oyuncular. Bu bölümleri izlerken anlıyorsunuz ki Tierney gerçek hayatında oldukça aksi ve kavgacı, ama bir o kadar da komik ve sevilen bir karaktermiş. Tarantino dahil tüm oyuncular Tierney ile ilgili bir kavgasını anlatıp aktörü anıyorlar.

Söyleşiler bölümünde aktörler ile ortalama 10’ar dk’lık söyleşiler mevcut. Her birinin projeye dahil oluşu, kendilerine uygun görülen karakterleri değiştirişleri, birbirleri hakkındaki dedikodularını izliyorsunuz. Tarantino ile ilgili söyleşi ise Tarantino’nun video dükkanındaki tezgahtar geçmişinden bahsederek bu filmin çekim aşamasına kadar kısa bir tanıtım ile başlıyor. Tarantino severler için bence oldukça güzel ekstraları mevcut diskin. Ama önceki bölümde bahsettiğim gibi görsel açıdan ekstralar bölümü vasat durumda.

 

Sinemayı Değiştiren 100 Fikir – Kitap İncelemesi

Sinemayı Değiştiren 100 Fikir Kapak

Kapağındaki onlarca sinema terimi ve sinema akımı bir sinemaseveri heyecanlandırmaya yeteceğine eminim. Kitap naylon ambalaj kaplı olduğu için içeriğin nasıl hazırlandığını bilmeden tamamen merakıma ve heyecanıma yenik düşerek aldım. Yılbaşı indiriminden faydalanarak oldukça ucuza getirdiğim için hiç pişman değilim.

Kitap kuşe kağıda renkli baskılı. Her iki sayfa bir fikre ayrılmış, 215 sayfa. Her fikir için oldukça fazla görsel içerik de mevcut. Bir sayfa yazı bir sayfa görsel içerik gibi düşünebilirsiniz. Daha önce yazdığım gibi naylon kaplı olduğu için içeriğine gözatamıyorsunuz, tabi birileri bu naylonu yırtıp atmadıysa. Kitap baskı olarak oldukça kaliteli, ödediğiniz paranın hakkını alıyorsunuz. Gayette şık bir kapak yapılmış, insanın içini açıyor, okumak isteği uyandırıyor.

Sinemayı Değiştiren 100 Fikir içerik sayfası

Sinemayı Değiştiren 100 Fikire gelirsek, şahsen merak ettiğim, hep duyup araştırmadığım, hiç duymadığım onlarca başlıkla karşılaştım. Kitap David Parkinson’ın kitabından çeviri olduğu için her çeviri kitapta rastlanan anlaması güç cümlelerle karşılaşabiliyorsunuz. Şahsen kitabı aldığım anda bu 100 fikri açıklayıp, örneklerle destekleyen bir kitap ile karşılaşacağımı düşünmüştüm. Evet kitap bu fikirleri açıklıyor, ama fikirlere aşina olanlara has bir üslup ile açıklıyor. Hiç bilgimin olmadığı konularda tatmin edici bilgiyi alamadım. Ama verilen örnekler oldukça yeterli olduğu için kitabı okurken, verilen örnekleri youtube’dan araştırıp ne anlatılmaya çalışıldığını izlemeye çalıştım. İşte bu youtube araştırmalarım sırasında bulduğum örnekleri de şu sayfada toplamaya çalıştım : Sinemayı Değiştiren 100 Fikir Kaynakları. Tüm fikirler ile ilgili başlık hazırlamadım. Sadece ilgimi çekenleri ve önerebileceklerimi toplamaya çalıştım. Aslında bu tarz bir kitap dijital olarak hazırlansa ve görsel içerik ile desteklense çok daha akıcı ve anlaşılır olurmuş. Ben de hazırladığım sayfa ve youtube playlist ile bir nebze bu eksiği tamamlamaya çalıştım.

Kitap eski yeni bir çok filmden bahsettiği için benzer kitaplardaki gibi belli bir döneme sıkışıp kalmıyorsunuz. İlla ki izlediğiniz bir filmden bahsediliyor, ya da hiç farketmediğiniz bir sahnedeki bir teknik ile yazar sizi şaşırtabiliyor. Sinema tekniği olarak özel efektlerin nasıl yapıldığını aldığım disklerin ekstralarından izlemeyi seven biri olarak bu kitapta da beni en çok kamera efektleri oldu. Onun dışında Dışavurumculuk bölümü ile daha önce hiç duymadığım Alman dışavurumculuğu akımı ve örnekleri beni çok etkiledi. Demek istediğim kitap sizi bir yerlerden yakalayıp istediğinizi veriyor. Ama haliyle 100 konunun tamamı size hitap etmeyebiliyor. Keyifle ve oldukça rahat okunacak bir kitap. Özellikle tavsiyem okurken yanınıza tabletinizi ya da bilgisayarınızı alın ve kitapta bahsedilen örnekleri netten araştırarak ilerleyin. Daha keyifli bir hale geliyor kitap.

MetropolisThe Cabinet of Dr. Caligari, Fear and Loathing in Las Vegas ve Pleasantville gibi filmler daha önce duymadığım ya da ilgimi çekmemişti. Kitap sayesinde listeme aldığım filmler oldular. Bir Haneke ve Kubrick hayranı olarak kitapta bu iki yönetmenden çok az bahsedilmesi beni şaşırttı.

Literatür Yayınevi, aynı seride Fotoğrafçılığı Değiştiren 100 Fikir ve Mimarlığı Değiştiren 100 Fikir isimli iki kitap daha yayınlamış. Vakit bulduğum ve indirime denk getirdiğim bir ara bu kitapları da elde edeceğim.

Keyifli okumalar.

Victoria DVD İncelemesi

Victoria DVD incelemesi

 

Tek Kız. Tek Gece. Tek Şehir. Tek Plan.

Film

Çekilmiş onlarca filmden sonra 2015 yılına geldiğinizde bir soygun filmi çekmek istiyorsanız, bence bir şeyleri farklı yapmalısınız. Onlarca soygun filmi gören insanlara filminizi izletmek ve farklı dedirtmek istiyorsanız bir şeyleri gerçekten farklı yapmalısınız. Şuan ben bu filmi elimde tutuyorsam, bu satırları yazıyorsam, siz de bu yazıyı okuyorsanız, Sebastian Schipper bir şeyleri gerçekten farklı yapmış demektir.

Twitter’da onlarca olumlu yorumu okuduktan ve Viktoria’nın Gümüş Ayı’yı kucakladığını öğrendikten sonra Victoria izleme listeme girdi ve izleneceği günü beklemeye başladı. Genelde bir filmi izlemeden önce konusunu öğrenmek istemem. Bu filmin DVD’sini de elime aldığımda üstünkörü arkasındaki yazıyı okudum ve bir soygun filmi mi izleyeceğim diye iç geçirdim. Bu filmi farklı yapan ne idi ?

Bu filmi farklı yapan filmin afişinde de yazan “Tek Plan” kelimelerinde gizli. Film başlangıcından bitişine dek 140 dk boyunca kesinti olmadan tek kamera ile çekilmiş. İzlerken ister istemez, kesinti bekliyorsunuz, bozulsun istiyorsunuz ama tek kamera sizin adeta gözleriniz oluyor ve ekibini içinden biri gibi hissetmenize sebep oluyor. Hikayeyi size yaşatıyor. Hayır, film kapalı bir mekanda basit denebilecek bir şekilde de çekilmemiş. Ekip sürekli yer değiştiriyor, Berlin sokaklarında geziyor. Polisten de kaçıyorsunuz, bisiklette sürüyorsunuz. Ve biliyorsunuz ki bu 140 dk’lık genelde 4 kişi gördüğünüz performanslarda en ufak bir hata filmin baştan çekilmesini sağlayacak. İşte bu durumu da göz önüne aldığınızda film çok ama çok başarılı, oyuncular ise takdire şayan geliyor. Aldıkları Gümüş Ayı ise bu performansın yanında az kalıyor.

Görüntü, Ses ve Kapak

Filmin Blu-ray versiyonunun Türkiye’de çıkması planlanmıyor. Başla Sinema Seçkisi filmlerinin blu-ray versiyonları maalesef Türkiye’de yayınlanmıyor. Bundan dolayı DVD versiyonunu elde etmenin verdiği mutluluk bile size yetiyor. Filmin görseli ve ses kalitesi DVD standardında. Filmin kapağı ise klasik DVD paketlerin dışında. Başka Sinema Seçkisi filmlerinden herhangi birini elde ettiyseniz, aynı tasarımda bir paket ile karşılaşacaksınız. Beyaz karton kapak ile tasarlanmış hoş bir paketi var.

Ekstralar

Bu bölümü yazmaya bile lüzum yoktu aslında.. Ekstrası olmayan filmler için bu bölümü özellikle eleştiri amaçlı kullanıyorum. Bu filmin ekstrası, filmin fragmanı ve fotoğraf galerisi. İsterdim ki kısa bir kamera arkası olsun, ya da youtube’da rahatlıkla bulunan Berlinale röportajı eklensin. Film, ekstra konusunda aslında oldukça geniş yelpazeye sahip, en sıradan kamera arkası ya da röportaj bile çok ilgi çekici olabilirdi. Ama maalesef, filmi edindiğinize şükredip rafınızdaki yerine kaldırın.

Ex Machina Blu-Ray İncelemesi

ex_machina blu-ray kapağı

Hayatta kalma isteğinden daha insanca bir şey yoktur.

Film

Ex_Machina, 28 Gün Sonra filminin yazarı Alex Garland tarafından yazılıp yönetildi. 28 Gün Sonra filminin konusunu etkileyici bulan herkesin bu cümleden sonra filme ilgi duyacağına eminim. Filmin ana karakteri Caleb’in bir teste katılmak üzere bir arama motorunun sahibinin evine konuk oluyor. Ev sahibi, geliştirdiği bir yapay zeka robot’u, Ava’yı Caleb ile tanıştırıp Turing testine sokuyor. Son yıllarda görmeye alıştığımız İnsan-Yapay Zeka ilişkisi örneği bu filmde de karşımıza çıkıyor. Sonrasında gelişen olaylar ile film bir anda bilim kurgu ile psikolojik gerilim arasında gidip gelmeye başlıyor. İzleyici empati yaparak kendini Caleb’ın yerine koyuyor ve kime inanması gerektiğini sorgular buluyor kendini. Ava’nın Caleb’a açtığı duygularının, sorduğu soruların yaratıcısı tarafından tasarlanmış sorular mı, yoksa gerçekten bir yapay zeka insanı bu kadar taklit edebilir mi sorularını sorduruyor.

Caleb rolündeki Domhnall Gleeson, İngiliz Black Mirror dizisinin 2. sezonunun ilk bölümünde benzer bir konuda rol almıştı. Filmin ilk anlarından itibaren, aktörün de etkisi ile, Black Mirror ile paralelliği farkediliyor.

Görüntü, Ses ve Disk

Film görsel olarak göz kamaştırıcı, Ava ilk olarak karşımıza çıktığı andan itibaren gerçek izlenimi veriyor ve insanı hayrete düşürüyor. Görsel efektler çok başarılı ve gerçekçi. Ayrıca mekan seçimleri ve dış çekimler büyüleyici. Diskin sadece ikonlardan oluşan menüsü, hangi ikonun ne anlama geldiğini menünün içine girmeden anlayamadığınız için biraz karışık gözüküyor.

Ekstralar

Diskte yer alan özel seçenekler kısıtlı sayıda, ama az ve öz denecek cinsten hazırlanıp diske dahil edilmiş. Hikaye, oyuncu kadrosu, tasarım, Ava’nın yaratımı, Turing testi olmak üzere beş parçadan oluşuyor. Filmi izlerken Ava’nın ne kadarının efekt olduğu, belki bir hata bulabilir miyiz umuduyla izlerken aslında ne kadar başarılı bir görsel tasarım yapıldığının ipucunu alıyoruz. Ava’nın yaratımı bölümünde bu konu ve tasarımcı ile yapılan röportaj etkileyici. Ayrıca filmin çekildiği yerlerin de var olamayacak kadar güzel olması izleyicide yine bir görsel efekt hissi uyandırıyor. Mekan seçimleri ile ilgili tasarım bölümü de ayrıca etkileyici ekstralar arasında. Turing testi bölümü ise adını aldığı teste ve işin psikolojik boyutuna bağlayarak filmin izleyiciyi kendine bağlayan noktalarına dokunuyor.

Birdman Blu-Ray İncelemesi

birdman blu-ray

 Cahilliğin umulmayan erdemi.

Film 

Yönetmen koltuğunda Alejandro Inarritu adını görmek tek başına bir heyecan kaynağıdır benim için. 21 Gram ve Paramparça Aşklar Köpekler gibi benim için çok önemli filmleri yönetmiş bir yönetmenin En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscar’larını aldığı film nasıl bir heyecan yaratır siz tahmin edin. Ana karakter Riggan Thompson’ın, çoğu zaman bizim de iç dünyamızda yaşadığımız kavgayı canlandırdığı Birdman ile çekişmesini izliyoruz. Bu arada Riggan’ın, günümüz dünyasında Broadway’de var olabilmek için oynadığı son kozlarını, önüne çıkan engelleri ve sona doğru adım adım ilerleyişini izliyoruz. Hayatı ve ölümü onun hayal gücü ile var ettiği şekliyle izliyoruz. Oscar töreninde Inarritu’ya ödülünü veren Sean Penn’in neden küfürler eşliğinde kıskanç bakışlarla ödülünü Inarritu’ya verdiğini sadece milliyetçi bir tepki sanmıştım. Eski oyuncusu olarak samimi davrandığı belli, ama yine de her şaka da bir gerçeklik payı var, adam harikulade film yapıyor.

Görüntü ve Ses

Film ve ekstralar görsel olarak çok kaliteli bir şekilde sunuluyor. Çoğu filmde gördüğümüz gibi kalitesi düşük ekstralar bu film de yerini son derece kaliteli ekstralara bırakıyor. Adeta film çeker gibi üzerinde çalışılmış. Ses ve görsel açısından blu-ray tatmin edici.

Ekstralar

Filmin ekstraları yetersiz ama çok doyurucu. Tek eksik, Türkçe altyazı. Ekstralar üç ayrı başlık altında toplanmış. Birdman : All-Access, filmin baştan sona kamera arkası belgeseli. En güzel sahnelerin çekimleri, sahne yorumları, oyuncuların yorumları, mekanın hazırlanması (evet o koca tiyatro binası, sonu gelmeyen koridorlar, birbirine açılan kapılar, hepsi bir stüdyo içerisinde hazırlanmış), kostümler ve film müziklerinin kaydına kadar herşey 33dk’lık tek belgeselde. 20dk’ya varan sahneleri, bu sahnelerin oyuncuları ne kadar yorduğunu, Inarritu’nun bu sahnelerle ilgili düşüncelerini ve oyunculara kattıklarını izliyoruz. İkinci sırada Alejandro Inarritu ve Michael Keaton ile film üzerine bir sohbet yeralıyor. Üçüncü sırada ise herbiri kocaman posterler olarak duvarlara asılabilecek çok harika fotoğrafların yer aldığı Chivo’s On-Set Photos bölümü geliyor.