Ahlat Ağacı Blu-ray İncelemesi

İnsan neden en yakınındaki hayatı yaşamak zorunda?

Yeni bir Nuri Bilge Ceylan filmi izlemek hep heyecanlandırmıştır beni. İlk olarak Uzak filmi ile tanıdığım yönetmenin her yeni filmini heyecan ile takip edip, sinema dilinin zamanla değişimine tanık olmak hoş bir deneyim oldu yıllardır. İzlemeye doyamayacağınız fotoğrafik sahnelerle mest olup, karakterlerin iç dünyalarına dalmak, onları daha derinden anlamaya çalışmak muhteşem bir deneyim.

Geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde gösterilip, ardından ülkemizde gösterime giren Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi Ahlat Ağacı DVD ve Blu-ray formatlarında yine geçtiğimiz yılın sonunda piyasaya sürüldü. Tüm Nuri Bilge Ceylan filmleri DVD ya da Blu-ray olarak tozlu rafimda yerlerini aldılar. Tamamında filmin yanında muazzam bir ek içerik olduğu için NBC filmleri piyasaya sürülünce beni ayrı bir heyecanlandırıyor. Yerli filmler arasında benzer içeriğe sahip başka hiç bir yapım yok maalesef. Yalnız Ahlat Ağacı Blu-ray’inde (DVD’de de durum aynı) maalesef bu çizginin dışına çıkılmış. Diskte film ve altyazı seçenekleri dışında hiç bir ek özellik veya içerik mevcut değil. Sahne seçimi dahi yapamıyorsunuz. Sınırlı sayıda çıkan ve standart blu-ray fiyarlarının neredeyse iki katı fiyatına satılan diskin bu şekilde satılması rahatsız edici. Film 6K formatında çekildiği için kaliteyi koruyabilmek için sadece çift katmanlı Blu-ray disk olarak piyasaya sürüldüğü için bu şekilde bir tercih yapılmış olabilir belki. Ama daha önce piyasaya sürülen NBC filmleri gerekirse iki disk olarak hazırlanıp ve kamera arkası görüntüler, Cannes Festivali basın açıklaması, röportajları ve kırmızı halı çekimleri diskte mutlaka yer alırdı. Bunlara alıştığımız için Ahlat Ağacı’nın bu kadar sade bir şekilde sunulması hayal kırıklığı oldu. Konu ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum ile alakalı da olabilir. Ya da daha önce hiç rastlamadığım şekilde filmin Doğan Kitap tarafından piyasaya sürülmesinden dolayı böyle bir durum söz konusu olabilir. Konu ne ile alakalı olursa olsun film özel basım olarak sınırlı sayıda çıkıyor ise nacizane fikrim, maliyeti ve satış fiyatını arttırmak pahasına bir özel seçenekler diski dahil edilebilirdi. Belki ilerleyen zamanlarda farklı bir versiyon ile bu içeriğe de ulaşabiliriz.

Disk görsel olarak kusursuz, 6K çekilen Ahlat Ağacı’nı muhteşem bir kalitede izliyorsunuz, evinizdeki ekipman iyi ise kesinlikle verdiğiniz paraya değiyor. Seveni vardır eminim ama açıkçası antipatik bulduğum Doğu Demirkol’un canlandırdığı Sinan, karakter olarak Doğu Demirkol’a çok benziyor. Yönetmen oyunculuk deneyimi olmayan bir komedyeni Sinan karakteri için seçerek risk almış gibi gözüküyor, fakat çok doğru bir tercih yapmış. Murat Cemcir’i de Sinan’ın babası İdris rolünde görüyoruz. Ahmet Kural ile görmeye alıştığımız filmdeki bir diğer komedyen de çok doğru tercih olmuş. Filmdeki oyunculuk ve karakterler beni çok etkiledi. Sinan’ın Hatice ile karşılaştığı sahne defalarca izlenebilecek bir sahne.

NBC filmlerinde zamanla gitgide daha fazla diyalog görmeye başladık. Özellikle Bir Zamanlar Anadoluda ve Ahlat Ağacı diyaloglar üzerine kurulu filmler. Yönetmenin daha önceki filmlerinde, özellikle ilk dönem filmlerinde çok az diyalog izliyorduk. Dört Mevsim’deki diyalogları hatırlayınca NBC sineması çok yol katedmiş diye düşünmemek elde değil. Şahane bir senaryo ile çalışmış Ahlat Ağacı’nda. Tek takıldığım yer, çok felsefi ve edebi konuşmaların yer aldığı diyalogların bir kısmını ilçe imamlarının ağzından dinliyor olmak biraz zorlama olmuş gibi geldi bana. Filmdeki neredeyse her karakterin geniş dünya görüşleri var ve kendilerini çok iyi ifade ediyorlar. İyi bir film, izleyiciyi içine alıp dış dünyadan soyutlamalı, bahsettiğim diyaloglar Ahlat Ağacı’nın dünyasından uzaklaşmama sebep olan sahneler oldu.

Cannes’te dakikalarca alkışlanan gala gösterimine rağmen festivalden ödülsüz dönen film yine Cannes’teki fotoğraf çekimi ile alakalı yaşanan tartışmalarla günlerce konuşuldu. 188 dk yani 3 saati aşan bir film için oldukça akıcı bir izleme tecrübesi sunuyor Ahlat Ağacı. Ramize Erer tarafından hazırlanmış ve sadece Blu-ray disklerde kullanılan kapak tasarımı muhteşem.

Nuri Bilge Ceylan hayranlarının zaten kütüphanesine katacağını düşündüğüm disk, özel seçenekler konusunda hayal kırıklığı yaratsa da sahip olunması gereken bir blu-ray.

Şato – DVD İncelemesi

Michael Haneke’in en sevdiğim yönetmenlerden biri olduğunu söylemiş miydim ? Evet, Mutlu Son‘da söylemişim. Bu sebepten her filmini bir kolleksiyoncu olarak alıp saklıyorum. Şato filmi en nadir bulunan ve pek bilinmeyen filmlerinden biri. DVD’sini bulmak beni şaşırtmıştı açıkçası. Çünkü Haneke bu filmi Ölümcül Oyunlar‘dan önce 1997 yılında televizyon için çekti. Dolayısıyla pek bilinen bir filmi değil.

Şato, Haneke’nin Yedinci Kıta, Benny’nin Videosu ve Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası‘ndan oluşan Duygusal Buzlaşma Üçlemesinden sonra, Ölümcül Oyunlar‘dan önce çekildiği için ayrı bir heyecan yaratıyor. Çünkü bu dönem Haneke’nin en şoke edici filmlerini çektiği dönem. Film Kafka’nın aynı isimli romanının Haneke tarzında bir uyarlaması. Bay K.’nin kadostro memuru olarak bir köye atanmasını, ama köylülere kendini bir türlü kabul ettirememesi, kanıtları ararken kendisininde şüphe etmeye başladığı varlığı üzerine geçen bir hikaye. Filmin Oyuncuları Ulrich Mühe ve Susanne Lothar’ı, ki kendileri gerçek hayatta evliler, Ölümcül Oyunlar‘da evli bir çift olarak görüyoruz. Bay K.’nin yardımcısı Arthur’u ise yine Ölümcül Oyunlar‘da evi istila eden Peter olarak görüyoruz.

DVD’nin görsel kalitesi tatmin edici değil. Kolleksiyoncu olarak bu filmin diskini elde etmek memnun edebilir ama, seyir zevki düşük. Fakat DVD’ye muhteşem bir kapak tasarımı yapmışlar bence. Bay K.’nin yardımcıları Bay K.’nin görev evranlarını ararlarken karıştırdıkları dolap DVD kapağı olarak kullanılmış.

Özel Seçenekler

Diskin özel seçenekler bölümünde Yapım Belgeseli başlıklı bir dosya görmek beni heyecanlandırdı ve sevindirdi. Dosyanın 56 dk’lık bir kamera arkası ve röportajlardan oluşuyor olması daha da mutlu etti. Fakat belgeseli izledikçe bunun Kurdun Günü ile alakalı bir belgesel olduğunu farkettim. Maalesef belgesel içerisinde Şato filminin adı dahi geçmiyor. Kurdun Günü’nün çekimleri, galaları ve röportajlarından oluşan bir belgesel eklenmiş diske. Şato filmi ile alakalı internette de çok az kaynak bulunduğunu düşünürsek normal karşılanabilir ama aldığınız bir diskte farklı bir filmin belgeseli ile karşılaşmak hayak kırıklığı yaratıyor.

AC/DC Live At Donington Blu-Ray İncelemesi

Rock ve metal müzik ile yolu kesişmiş hemen her dinleyicinin beğenisini kazanmış, Avustralya kökenli rock grubu AC/DC benim de bir dönemime damgasını vurmuştur. Üstelik aylarca dinlediğim albümleri ne Back in Black‘dir ne de Highway To Hell‘dir. 1992 tarihli konser kaydı AC/DC Live albümüdür.

Scream For Me Sarajevo ile başlayan Hammer Müzik’i “yeniden” keşif serüvenim, AC/DC ile devam etti. İleriki aylarda yeni konser diski incelemelerim ile devam edecek gibi gözüküyor. İşte yine Hammer Müzik’in yeni gelen albümler listesini karıştırırken gördüğüm AC/DC Live At Donington Blu-Ray diskini yıllar önce haftalarca kişisel en çok çalanlar listemde bir numarayı işgal eden AC/DC Live albümü diye düşünüp aldım. Yanılmışım, aslında bu iki kayıt birbirinden farklıymış, ama çok da farklı değilmiş. Her iki konserin setlistleri neredeyse aynı. Live At Donington konser kaydı 1991 yılında, İngiltere Leicestershire’da Metallica, Mötley Crüe, Queensryche ve The Black Crowes ile beraber  katıldıkları Monsters of Rock festivali konser kaydı.

Onlarca konsere gitmiş biri olarak en iyilerini sırala deseniz, bir elin parmağını geçmez sayacaklarım. Akılda yer eden ve sizi içerisine alan konserler en iyi deneyimi yaşatıyor. Roger Waters’ın The Wall’u mesela, benim için ilk sıralardadır. AC/DC’nin Live At Donington konseri orada olamasamda, hatta henüz AC/DC’yi canlı izleme fırsatım olmamış olsa da bu kategorideki konserlerden biri. Parçaların her biri grubun en iyi parçalar albümüne girmeyi hakedecek parçalar. Konser izleyicileri muazzam, ufka kadar insan dolu her yer. Konser AC/DC konserleri için artık klasik olmuş bir şekilde Thunderstruck ile başlıyor, Angus Young’a odaklanan gözleriniz tüm konser boyunca ayrılmıyor kendinden, enerji dolu  Angus, sürekli kameraları meşgul ediyor. Hemen her parçaya özel bir sahne şovu eklemiş grup. Ben en çok Hell’s Bells’teki sahnenin ortasına indirdikleri çana hayran kaldım. Ayrıca sahnenin üzerine yirmi civarı top yerleştirilmiş ve bunlar veda parçası For Those About to Rock (We Salute You) parçasında ateşleniyor. Yaklaşık iki saatlik konser, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bitiveriyor.

Özel Seçenekler

Diskin kutusunun içerisinden, albümlerde olduğu gibi bir de kartolet çıkıyor. Turne tarihleri, konser haberi detayları ve fotoğraflardan oluşan ufak bir kitapçık.

Bir konser Blu-Ray’i için açıkçası özel seçenek beklentim yoktu. Az da olsa fanları memnun edecek bir içerik eklenmiş diske.

Konser kaydını, seçeceğiniz bir grup üyesinine kameralar odaklanmış şekilde izleyebiliyorsunuz, meraklısının ilgisini çekebilir belki bu özellik. Onun dışında diske yorum eklenmiş, Angus ve Malcolm Young bir moderatör eşliğinde konser üzerine anılarını anlatıp ve yorumlarını yapıyorlar. Altyazı seçeneği de olmasına rağmen ben bir türlü altyazıları aktif hale getiremedim. Şiveden ötürü de konuşulanların çok kısıtlı bir bölümünü anlamak mümkün oluyor maalesef. Bu özel seçeneği de çok başarılı bulmadım. En azıdnan İngilizce altyazıları aktif olabilseydi belki daha memnun kalırdım.

Bunlara ek olarak bir de AC/DC albümlerini tanıtan bir bölüm eklenmiş diske. Albümü seçince albümdeki parçaları listeliyor. Bazı albümler için yine gurp üyelerinde kaydedilmiş sesli yorumlar mevcut.

Alien – Yönetmenin Özel Versiyonu – DVD İncelemesi

That’s not our system!

Film

Son aylarda zevkime göre Bluray çıkmadığı için daha önceden satın aldığım ve izlemek üzere beklettiğim DVD ve Bluraylere yöneldim. Yaratık – Yönetmenin Özel Versiyonu da bunlardan bir tanesi. İlk kez ne zaman izlediğimi hatırlamadığım, muhtemelen bir Parliament sinema gecesinde tanıştığım Yaratık’ı tekrar izlemek, üstelik Alien Covenant gibi güncel bir Yaratık filminin üzerine izlemek şahane bir tecrübe oldu. Böyle seri filmleri sırası ile izlerim normalde ama nedense böyle yapmadım Yaratık için.

Bazı filmler var ki izlerken 70-80’lerde çekildiğine şaşırıyorsunuz. Görsel efektler günümüz teknolojisi ile kıyaslayınca fena halde sıkıcı gelebiliyor. Birçok kişi kızacaktır biliyorum ama Terminatör mesela bu kapsamda benim için. Ama Yaratık bu filmlerden değil, görsel açıdan gayet tatmin edici (bir sahne hariç, sanırım herkes aynısını düşünüyordur). En son bu düşünceyi The Thing – Şey’i izlerken düşünmüştüm.

Film ticari kargo gemisi Nostromo’nun bir yardım çağrısı alıp çağrıyı araştırmak üzere bilinmeyen bir gezegene gitmesi ve mürettebatın başına gelenler üzerine bir bilim kurgu, gerilim filmi. Ekstralarda yer alan yorumlu versiyonu izlediğinizde şahane detayları farkediyorsunuz filmde. Mesela gemi içerisindeki teknik ekipmanların uçak mezarlığından toplanıp çoğaltılarak gemi içersine monte edildiğini, yıllanmış gibi gözükmesi için ayrıca bir çalışma yapıldığını öğreniyoruz.

Özellikle  gezegende bulunan geminin içine giren mürettebatın gösterildiği sahnelerde Ridley Scott’ın yaptığı yorumlar ve betimlemeler harikulade Sanki başkasının filmini izlerken yorumluyormuş gibi bir havada anlatıyor. Geminin iç yapısının ne kadar organik olduğuna, yumurtaların bulunduğu yerdeki lazerin adeta yumurtaları koruyan bir zar olduğunu, Kane’in ayağı kayıp lazerin içerisine doğru düştüğü zaman bir şeyleri tetiklemiş olabileceği, adeta bir kabuğu kırdığını betimlediği müthiş yorumlar filme bakış açınızı değiştiriyor.

Özel Seçenekler

Diskin menüsü ilk bakışta fazlasıyla karışık bir hiyerarşide düzenlenmiş, pek çok içerik mevcutmuş gibi geliyor, labirent gibi nereye tıklayacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir süre sonra deneme yanılma yoluyla menüyü keşfedince hakim oluyorsunuz. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu daha sonra idrak ediyorsunuz. Diskin menüsü filmin anlatım dili ile tam bir uyum içerisinde, menüde dolaşırken adeta Nostromo’nun koridorlarında geziyormuş ya da terminallerinden birini kullanıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.

Diskte 2003 Yönetmenin Özel Versiyonu ve 1979 da dağıtılan sinema gösterimi versiyonu mevcut. Yönetmenin Özel versiyonu menüsü altında yönetmen, teknik ekip ve oyuncuların topluca yaptıkları yorumlu anlatım ekstrası mevcut. Çok kalabalık bir ekip tarafından film yorumlandığı için ve kimin konuştuğunu göremediğiniz için takip etmesi biraz yorucu geldi bana.

Buna ek olarak filmin hemen başında Ridley Scott tarafından filme giriş tanıtım videosu eklenmiş diske. Bu içerik filmi izleme deneyimi sırasında karşınıza aniden çıktığı için biraz şaşırtıyor. Ridley Scott, yönetmenin özel versiyonunda filme yaptığı müdahaleler hakkında bilgi veriyor.

Diskte bunlar dışında özel seçenek bulunmuyor.

 

Scream For Me Sarajevo – BluRay İncelemesi

We’re a rock band, who wants to shoot us ?

Scream For Me Sarajevo, efsanevi İngiliz heavy metal grubu Iron Maiden’ın solisti Bruce Dickinson’ın 1994 yılında Bosna Savaşı sırasında Sırp işgali altındaki Saraybosna’da verdiği konser, ve konsere hazırlanma aşamasında yaşananlar, Saraybosna’da yaşananlar ile Bruce ve grubu Skunkworks’un üyelerinin yaşadıkları üzerine çekilmiş bir belgesel. İşgal altında bir şehirde konser vermek gerçekten cesaret isteyen efsanevi bir olay ve bunu olsa olsa herhalde sadece rock/metal grupları yapabilir diye düşünüyorum. Belgeseli izlerken Dickinson’ın kararı ve kararın sonrasında Saraybosna’ya ulaşım konusunda yaşananları izlerken hayal edebileceğimizden çok daha zor bir şeyi gerçekleştirdiklerini anladım.

Bir uçak veya helikopter ile şehre inip konseri askerlerin koruması altındaki bir mekanda verip sonra yine uçarak şehirden ayrılmışlardır diye düşünüyor ilk bakışta insan. Dickinson’da konser kararını verirken aynen benim dediğim gibi olur diye veriyor açıkçası. Ama gelişen olaylar sonrası bir kamyonun arkasında Saraybosna’da kuşatılamamış tek dağ olan Igman Dağı’nı geçerek gece boyu yapılan bir yolculuk, grup üyeleri dahil kimsenin aklının ucundan geçmemiş. Üstelik bulunan kamyonun üzerinde Road Runner figürü olan sarı renkte adeta vur beni mesajı ileten bir kamyon olması, izlerken insanı şaşkınlığa sürüklüyor. Chris Dale’ın “We’re a rock band, who wants to shoot us ?” sözleri ve sonrasında gördüğümüz Saraybosna’daki katliamı gözler önüne seren görüntüler insanda soğuk duş etkisi yaratıyor.

1990’larda Saraybosna’da yaşayan alternatif müzikle ilgilenen gençlerin yaşamları, savaş zamanı yaşananlar ve savaşın onları ve gruplarını nasıl etkilediği üzerine röportajların yer aldığı belgesel, insanların savaşa rağmen nasıl morallerini yüksek tutmaya çalıştıklarını gösteriyor. Bu açıdan Bruce Dickinson gibi bir efsanenin şehre gelip konser vermesinin verdiği moral çok önemli. Konser sonrası grup elemanları ve konsere katılan izleyiciler ile günümüzde çekilen röportajlarda bunu açıkça görebiliyoruz. Grup üyelerinin dünya görüşleri değiştirmiş bu konser hayatlarında bir mihenk taşı haline gelmiş adeta.

Diski internet üzerinden BluRay tedarik edebileceğimiz sitelerden alabiliyoruz. Ben Kadıköy’deki Hammer Müzik’ten aldım. Benim elimdeki kopyada Türkçe altyazı seçeneği yok. İngilizce altyazılı olarak izledim. İnternet üzerinden tedarik edeceğiniz disklerdeki altyazı seçeneklerini bilmiyorum açıkçası.

Diskte herhangi bir ekstra bulunmuyor. Sadece belgeseli ve altyazı seçeneklerini içeriyor.

Abluka DVD İnceleme

Film

2015 yılsonunda gösterime giren ve DVD’si çıktığı gibi aldığım Abluka’yı anca izleme fırsatı buldum, yine geç izlenen bir güzel film. Emin Alper’in Tepenin Ardı’ndan sonra çektiği ikinci filmi olan Abluka 72. Venedik Film Festivalide Jüri Özel Ödülünü aldı.

Politik şiddet olaylarının yaşandığı İstanbul’da, terörist’lerin yoğulukta olduğu mahallede, gördüklerini, farkettiklerini polise raporlaması şartı ile hapisten erken ile salınan Kadir’in ve kardeşi Ahmet’in devlet baskısı ile gitgide paranoyaklaşan, hayal ile gerçeğin birbirine geçtiği hayatlarını anlatıyor.

Emin Alper filmini, 90’larda yaşanan Gazi Mahallesi olaylarından ilham alarak, 2009’da kaleme almaya başlamış. Film gösterime girdikten sonra tekrar benzer olayların yaşanması ise üzücü bir tesadüf. Film belli olmayan bir zamanda, belli olmayan bir örgüt tarafından gerçekleştirilen eylemlere dayalı distopya şeklinde bir anlatıya sahip. Karakterlerin şiveleri Orta Anadolu ve Ege şivesi, dolayısıyla günümüzdeki olaylara benzer olaylar tam olarak gerçeklere dayanmıyor, dayandırılmak da istenmemiş.

Kadir’in polis tarafından baskı altına alınması, baskının şiddetinin artması ile birlikte paranoyanın artması, komplo teorilerinin abartılması filmi tek solukta izlememizi sağlıyor. Kadir’in kardeşi Ahmet ise belediye’nin sokak hayvanlarını öldüren bir timinde çalışıyor. Düşman ilan edilen ve yaraladığı köpeklerden birini, evine alıp bakmaya başlaması ile kendini bir nevi teröristlere yardım ve yataklık eden bir konumda hissetmeye başlıyor. Köpekler metafor olarak teröristleri işaret ediyor. Ailesi ile alakalı sorunlar yaşayan Ahmet, köpeği herkesten sakladıkça delirmeye başlıyor. Filmin sonlarına doğru Kadir ile Ahmet’in her karşılaşmasını hem Kadir tarafından hem Ahmet tarafından ayrı ayrı izleyip, karakterlerin yaşadıkları baskıyı kendi açılarından, kendi sıkıntılarına göre değerlendiriş biçimlerine tanık oluyoruz.

Yoğun kapı zili, telefon çalma sesleri, kazma kürek ve patlama sesleri filmin gerilimini arttırıyor, karakterlerle birlikte izleyiciye de gerginlik aktarılıyor. Kadir’i canlandıran Mehmet Özgür ve Ahmet’i canlandıran Berkay Ateş şahane performans çıkarmışlar. Özellikle Berkay’ın yüz ifadeleri, olaylar karşısındaki tepkileri oldukça gerçekçi.

Film boyunca devam eden hayal ile gerçek arası gidip gelen sahneler hakkında bir karara varabiliyoruz, yalnız filmin final sahnesi izleyiciye bırakılmış son bir bulmaca gibi adeta.

Özel Seçenekler

Diskin özel seçenekler için ayrılan bölümünde bir DVD için oldukça fazla içerik mevcut.

  • Filmin Fragmanı
  • Görme Engelliler İçin Sesli Betimleme
  • Fotoğraf Galerisi
  • Çıkartılmış Sahneler : Aslında tek çıkartılmış sahneden bahsediyoruz, 5dk’lik, Ahmet ile Kadir arasında meyhanede geçen bir sahne, Kadir’in ortanca kardeş Veli’ye olan kıskançlığını daha net ortaya koyan bir sahne.
  • Kamera Arkası : 27 dk’lık kamera arkası görüntülerden oluşan bir görsel içerik.

 

Mutlu Son – DVD İncelemesi

Eğer böyle bir şeyi televizyonda görsen normal karşılarsın. Doğa böyledir. Ama gerçek hayatta, insanın ellerini titretiyor.

Film

Avusturyalı yönetmen Michael Haneke, her filmi olay yaratan, izleyenleri şok eden, çarpılmışa döndüren, rahatsız edici filmleri ile ünlü ve şahsen benim en etkilendiği yönetmenlerden biri. Haneke’nin son filminin adını, yani Happy End – Mutlu Son’u duyduğumda, fazlasıyla heyecanlandım. Aynı Funny Games’te olduğu gibi yönetmen yine ironik bir isimle filmini izleyiciye sunduğu çok belli idi.

Film ile ilgili ilk yorumlar çok iç açıcı değildi, açıkçası biraz hevesim kaçmıştı ama filmi izledikten sonra açıkçası rahatladım, her ne kadar eski filmlerinden farklı bir konu anlatmasa da yine de tipik bir Haneke filmi diyebiliriz.

Haneke, filminde, burjuvazi, göçmen sorunları, sosyal medya eleştirisi gibi pek çok temayı bir arada ele almış. Bu temaları ele alırken de sanki eski filmlerinden parçaları, kırıntıları tek tek yeni filmine aktarmış gibi gözüküyor. Benny’s Video, Cache ve Amour’dan alınan parçaları farketmemek mümkün değil.

Film, genç oyuncu Eve’ın akıllı telefon ile çektiği görüntüler ile başlayıp daha ilk saniyelerden Benny’s Video’yu anımsatıyor. Eve, annesinin zehirlenmesi sonucu babasının ve üvey annesinin yanına taşınıyor. Başta Jean Louis Trintignant’ın canlandırdığı büyük baba Georges Laurent olmak üzere tüm Laurent ailesi aynı evde evin hizmetçileri Faslı bir aile ile beraber yaşıyorlar. Burada bir parantez açalım, Georges karakterini canlandıran Trintignant Amour’da da Georges karakterini canlandırıyordu. Yönetmen bunun da ötesinde bir gönderme yaparak Amour’u selamlıyor, bu kısım filmi izlememiş olanlara sürpriz olarak kalsın. Yine filmin başındaki inşaat alanındaki çekimler ve gerçekleşen kaza sahnesi Cache – Saklı filminde izlediğimiz uzun, hareketsiz, tek plan çekimlerini anımsatıyor.

Ailenin başına gelen tatsız olayları tek tek aktarılırken aile fertleri arasındaki sorunları ve soğukluğu, burjuvazi eleştirileri eşliğinde ard arda izliyoruz. Anne’nin yaşadığı aşka(!) telefon konuşmaları ile tanık olup, Thomas’ın kaçamaklarını sosyal media hesabından yaptığı yazışmalarla izliyoruz. Hemen her Haneke filminde olduğu gibi televizyon da filmde bir karakter olarak yerini alıyor ve işçi sorunları ile alakalı gerçek haberleri ileterek kapitalizm eleştirisini yapıyor.

Film pek çok Haneke filmine göre çok daha kolay izlenebilir ve anlaşılır bir tempoda ilerliyor. Hatta ikinci izlemede tüm taşlar yerine oturuyor diyebilirim.

Thomas Laurent  karakterini canlandıran Mathieu Kassovitz ile Anne Laurent karakterini canlandıran Isabelle Huppert yine her zamanki gibi muhteşem oynamış.

Filmin sonlarına doğru izlediğimiz ailenin büyük babası Georges Laurent ile torunu Eve arasında geçen mesafeli diyalogda, ard arda gelen itirafların olduğu sahne filmin beni en çok etkileyen sahnesi. Bir eleştirmenin dediği gibi bu filmde çocukların bilinci, yetişkinlerin de etiği yok.

Filme adını veren “Mutlu Son”‘a doğru ilerlerken yine cepten çıkan akıllı telefon filmin kapanışını yapıyor. Haneke yine vaadedileni veriyor ve o huzursuz seyrini sunuyor.

Ekstralar

Başka Sinema Seçkisi serisinden çıkan Mutlu Son DVD’si bozuk çıktığı için filmi internetteki mecralardan indirip izlemek zorunda kaldım, buradan eleştirimi de yapmış olayım. DVD’nin arka kapağında iki adet ekstradan bahsediliyor, filmin fragmanı ve fotoğraf galerisi. Disk bozuk olduğu için bakma şansım olmadı, açıkçası heveslenmedim de. Bir kamera arkası içeriği ya da  Cannes röportajı olsaydı diski değiştirmeyi düşünebilir veya yenisini edinebilirdim. Haneke filmlerini ne zaman blu-ray olarak edinebileceğiz çok ama çok merak ediyorum.

Apocalypse Now Blu-Ray İncelemesi

I love the smell of napalm in the morning.

Film

Tozlu rafımda izlenmeyi bekleyen filmlerden biri daha tesadüflerle birlikte izledim. Aylar önce almıştım Apocalypse Now Blu-ray’ini. Elimdeki versiyon sansürsüz olduğu için üç saatin üzerinde bir film, ekstraları da ekleyince beş saate yaklaşıyordu, bundan dolayı izlemeyi erteliyordum.

Ünlü yönetmen Francis Ford Copolla’nın, Joseph Conrad’ın modern klasikler arasında gösterilen kitabı Karanlığın Yüreğinde (Heart of Darkness)’den Vietnam savaşı temalı uyarlaması olan Apocalypse Now 1976’da çekilmeye başlanmış, 1979’da da gösterime girmiş. Üç yıl gibi bir hazırlık süreci, Copolla ailesi için oldukça zor geçmiş. Filmin ekstralarında ve Hearts of Darkness: A Filmmaker’s Apocalypse belgeselinde çekim sürecinde yaşananlarla alakalı bolca içerik mevcut. Ayrıca Vietnam savaşı 1975’te bittikten sonra coğrafi benzerlikten dolayı Filipinler’de çekilen film, Filipinlerde çıkan ayaklanmalardan dolayı da aksaklıklara uğramış.

Joseph Conrad’ın kitabı, katıldığım korku filmleri ile alakalı bir film atolyesinde, tam da filmi izlediğim dönemde çıktı karşıma. Notlarıma aldığım kitabı araştırırken filmin bu kitabın uyarlaması olduğunu farkettim.

Apocalypse Now çekimleri sırasında Copolla kahramanı Captain Willard gibi bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkıp, Willard’ın yaşadığı cehennemi bizzat Copolla ve ailesi de çekimler sırasında yaşanan talihsizlikler ve aksaklıklarla yaşayarak, Willard’ın hikayesini paylaşmışlar. Copolla bir basın toplantısında bu yol hikayesinin kendi içinde yaşadığı bir yol hikayesine benzetmesi de bu yüzden sanıyorum.

Hearts of Darkness : A Filmmaker’s Apocalypse

Burada Blu-ray diskinde olmayan fakat film ile alakalı bence izlenmesi gereken bir belgesele yer vermek istiyorum : Hearts of Darkness : A Filmmaker’s Apocalypse.

Apocalypse Now’ın çekim sürecini anlatan, yönetmen Copolla’nın eşi Eleanor Copolla tarafından hazırlanmış bir belgesel. Filmi izledikten sonra Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği ismi ile Türkçe’ye çevrilen Hearth of Darkness kitabını araştırırken karşıma tesadüfen çıkan bu belgesel izleyiciye filmin zorlu çekim sürecini anlatıyor.

Belgeselde 238 günlük çekim sürecinde yaşananlar, Eleanor Copolla’nın, eşinin haberi olmadan kaydettiği ses kayıtları ve filmin çekimleri sırasında olan onlarca yıpratıcı olaya şahit oluyoruz. Mesela Michael Sheen’in oynadığı Captain Willard karakterini ilk başta Harvey Keitel’a verilmiş, fakat çekimlerin ilk haftasında Copolla tarafından rol ondan alınarak Sheen’e verilmesi, Marlon Brando’nun, filmin çekimlerinde olan aksamalardan dolayı filmi bırakmak istemesi,  Michael Sheen’in filmin 200. çekim günü civarında yaşadığı kalp krizinin yarattığı etkiler ve Copolla’nın korkuları gibi onlarca detay yeralıyor.

En ilginci Copolla’nın çekim sürecinde defalarca pes edecek seviyeye gelmesi, ses kayıtlarındaki sinirli tavırları, onlarca tahlihsiz olay sonrasında çekimlerin defalarca aksamasının etkileri gerçekten etkileyici.

İzlemeye değer bir belgesel.

Ekstralar

Öncelikle belirteyim, ekstralar için altyazı ve seslendirme dilini seçebiliyoruz, İngilizce ve Türkçe dışında bir seçeneğimiz yok, bir çok izleyici için yeterli sanırım. Ekstralar bölümü dokuz parçadan oluşan görsel içerik içeriyor.

  • 300 Kilometrelik Film : Apocalypse Now’ın Kurgusu 
    Başta yönetmen Copolla’nın olmak üzere editörlerin röportajlarının yer aldığı 18dk’lık bir görsel içerik. Toplamda 300km uzunluğunda bir film şeridine çekilmiş görsellerden yapılan kurguyu anlatıyor yönetmen ve editörler. Elde bu seviye görsel var iken filmin açılış sahnesinin tesadüfen belirlenmesi gibi şaşırtıcı ayrıntılara yerverilmiş. Ayrıca Fransızlar ile karşılaşılan sahnenin uzatılmış versiyona eklenme hikayesi, dış ses kullanımı gibi detaylara yer veriliyor.
  • Filmin Fragmanı
  • Çıkarılmış Sahneler 
    Çekilmiş 300km’lik görselden fazlasıyla çıkarılmış sahne çıkar tahmin edeceğimiz üzere. 25dk’lık bir çıkarılmış sahneler ekstrası bu yüzden şaşırtıcı değil. Kalitesi düşük bir videodan oluşan sahneler filmdeki sırasına göre sıralanmış. Çıkarılmış sahnelerin 13dk’lık kısmı Albay Kurtz’un kampında çekilen bölümde geçiyor.
  • Cannes Basın Toplantısı 
    Bu içerikte, Altın Palmiye ödüllü filmin 19 Mayıs 1979’da çekilmiş Cannes Film Festivali basın toplantısında Copolla çocuklar ile beraber basının karşısına çıkıp filmini anlatıyor. 3,5 dk gibi oldukça kısa olan görselde öncelikle sinemanın geçirdiği dönüşümden, dijitalleşmekten bahsediyor. Sonrasında filminin konusundan bahsediyor, Willard’ın yolculuğundan ve bu yolculuğun onu yokediş hikayesini anlatıyor. Copolla, filmi çektiği sırada yaşadığı yabancılaşmayı, filmdeki karakterine de yansıtıp böylece izleyiciye de aktardığını anlatıyor.
  • Fotoğraf Galerisi :
    Filmin afişlerinin, kamera arkası fotoğrafların ve filmdeki görsellerden oluşan fotoğrafların olduğu bir galeri eklenmiş. Filmde izlediğimiz bir çok sahnenin farklı açılardan çekilmiş fotoğrafları yer alıyor.
  • The Music of Apocalypse Now
    Film müziklerinin hazırlanışı ve röportajları barındıran 14dk’lık görsel Copolla’nın stüdyoda filmin müzikleri ile alakalı, çalışanlara yaptığı bir konuşma ile başlıyor.
    Sonrasında yapılan röportajda, film montajlanırken filmde bir çok The Doors parçası kullanıldığını, ama bu parçaların filmi sanki birebir anlattığını hissettikleri için çıkarıldıklarını ama girişteki The End’in bırakıldığını öğreniyoruz.
    Copolla’nın babası tarafından bestelenen ve elektronik müzik olarak yorumlanan parçaların hazırlanış aşamaları anlatılıyor.
    Filmin sonunda yer alan o tekinsiz, karanlık gitar solosunun ve filmdeki davulların hazırlanışı ile alakalı bölümler ardı ardına filmde o uzun çekim sürecinin ardından film müzikleri ve ses efektleri konusunda da çok detaylı bir çalışma yapıldığını görüyoruz, oldukça fazla emek harcanmış.
  • Apocalypse Now’ın Ses Tasarımı
    14dk’lık bu bir diğer ekstra içerik filmin ses tasarımı ve film müziklerine ayrılmış. Çekildiği dönem için devrim olan ve Stereo 5.1 ile çekilen ilk film olma özelliğine sahip filmin ses efektleri üzerine röportajları izliyoruz.
  • 5.1 Sesin Doğuşu
    Bu içerikte sinema tarihinde ses sistemlerinin gelişimi anlatılarak 5.1 surround sound sistemi, kanalların sinema salonundaki yerleşimi anlatılıyor.
  • Hayalet Helikopterin Uçuşu
    Filmin o muhteşem açılışında yer alan “hayalet” helikopterin sesinin yapılışı, 5.1 ses sistemi için sesin hazırlanması üzerinde 3dklık bir görsel içerik. İçeriğin sonunda yer alan, filmde yeralan sahne ile hoparlörlere verilen sesin gösterildiği kısım ilgi çekici.

Blade Runner 2049 Steelbook Edition Blu-Ray İncelemesi

Daha ne olduğumuzu öğrenmeden, onu kaybetmekten korkuyoruz. İyiki doğdun!

Film

Ve heyecanla beklediğim bir film daha tozlu rafıma yerleşti. Denis Villeneuve, Arrival’dan bu yana takibe aldığım bir yönetmendi. Utanarak yazıyorum, 1982 yapımı ilk Blade Runner’ı geçen sene izleme imkanı buldum. Rabarba Dergisinin Distopya sayısında okuyup listeme almıştım. Açıkçası nedense Wesley Snipes’ın oynadığı Blade olduğunu düşünüp yıllarca posterine dahi bakmamışım bu filmin. Yenilenmiş versiyonunu izleyerek şok olmuştum. 80’lerde yapılan hangi film 2010’larda izleyince size ilkel gelmiyor ? İşte artık bu soruya bir cevabım var, Blade Runner. Blade Runner 2049, 1982 yapımı ilk filme sadık kalınarak çekilmiş, renkler, teknolojiler, filmdeki ortam vs. kesinlikle gözünüze batmıyor. Müzikler Hans Zimmer imzası taşıyor, defalarca dinlenebilir. Hemen her sahne kendi başına çıktısı alınıp duvara asılabilecek güzellikte. Tekrar tekrar izlenebilecek bir film, arşivlemek için çok iyi bir tercih.

Ekstralar

Filmin steelbook versiyonu iki diskten oluşuyor. Ana diskte filmin yanında ekstralar da yer alıyor. Bu ana disk ayrıca tek parça halinde de satılıyor. Bu bölümde Ana diskte yer alan ekstralardan bahsetmek istiyorum, Bonus Diskin içeriğinden aşağıda bahsedeceğim. Ekstralar üç ayrı bölüme onlar da kendi içlerinde ayrı bölümlere ayrılmış durumda. Tüm ekstralar İngilizce ve altyazısız olarak izlenebiliyor.

İlk ekstra Designing the World of Blade Runner, 22 dk’lık bir görsel içerik. Blade Runner’ın çekildiği dünyanın nasıl hazırlandığına dair şahane bir içerik sağlıyor. İlk filmden de görsellerin kullanılarak ilk filme nasıl sadık kalındığını da görebiliyorsunuz. Filmde çok az yeşil ekran teknolojisi kullanılmış, bunu tüm kanıtlarıyla izleyebiliyorsunuz bu ekstrada. Yönetmen Villeneuve bunu kendi de dile getiriyor içerik içerisinde, oyuncular da bu gerçek ortam içerisinde filmi yaşar gibi oynadıklarını ve ortamdan çok etkilendiklerini defalarca dile getiriyorlar. İlk filmin 1982’de yani dokunmatik ekranların henüz hayatımıza girmediği zamanlarda çekilmiş olmasının etkisi belki ama filmdeki tüm teknolojik aletler mekanik. Blade Runner 2049’da da bu tercihe devam edilmiş. Bu mekanik teknolojiler ve kullanılan araçların tanıtıldığı bölüm etkileyici. Ayrıca filmi izlerken farkedemediğim bir detay, hayalet şehir – ghost town olarak geçen yer Las Vegas imiş. Las Vegas çekimleri ve setin hazırlanması ile alakalı bölümler de ayrıca beğendiğim bölümlerden bir başkası.

İkinci ekstra, Prologues bölümü ise üç alt parçadan oluşan ve 2049’a gelirken yaşanan bazı olayları anlatıyor, filmi anlamamıza olanak sağlıyor.

  • 2022 Blackout : Bu bölüm 15dk’lık bir animasyon şeklinde hazırlanmış. Kopya’ların insanlara savaş açtığı ve filmde de geçen tüm dijital verilerin kaybedildiği saldırıyı anlatıyor.
  • 2036 Nexus Dawn : Wallace’ın yeni model kopyasını tanıttığı ve neden yasaları çiğneyerek bir kopya yaptığını kendi ağzından anlattığı toplantı. Altı buçuk dakikalık şahane bir bölüm.
  • 2048 Nowhere to Run : Filmin başında avlanan kopyanın yakalanmasını sağlayan belgeleri kaydediş hikayesi.

Son ekstramız ise Blade Runner 101, yani filmdeki anahtar konuların anlatıldığı 11 dk’lık bölüm. Filmden önce izlesek daha mı iyi olurdu diye düşünmedim değil. Kopyaları, neden yaratıldıklarını ve özellikleri anlatılıyor. Neden insanlara göre ikinci sınıflar, hatta blade runner’lar neden kopyaların en alt sınıfındalar gibi sorulara cevap veriyor. Wallace’ın yükselişi, Tyrell Corp.’u alışı üzerine sorulara cevap veren bir kısım ile devam ediyor ekstramız. Bu ekstrada Joi’ler anlatılmasa olmazdı. Bu yeni AI, neden yaratıldığı anlatılıyor. Son olarak kullanılan aygıtlar tanıtılıyor. K’ın arabasının üzerindeki drone ve Wallace’ın etrafındaki nesneleri adeta kendi gözleri gibi görmesini sağlayan Pilotfish’ler anlatılıyor.

Bonus Disk

Bonus Disk toplamda 35dk’lık bir içerik sunuyor bize. İngilizce altyazı seçeneği var, fakat Türkçe altyazı mevcut değil. İçerik olarak özellikle tavsiye edebileceğim bir içerik barındırmıyor. Bundan dolayı sırf bonus disk almak için daha pahalı bir versiyonu tercih etmeye lüzum yok. Tek disklik versiyon da gayet iyi diyebilirim. İlk diskteki ekstralar çok daha tatmin edici hatta.

Bonus diskin içeriğine gelirsek, aşağıdaki gibi dört parçadan oluşan bir görsel içerik var diskte.

  • To Be Human : Casting Blade Runner 2049 17dk’lık bu görsel içerikte yönetmenin, prodüktörün ve oyuncuların ağzından filmdeki karakterler ve yoruncular tanıtılıyor.
  • Fights of the Future: The Action of Blade Runner 2049 6dk’lık aksiyon sahnelerini ve yönetmenin sahnelerdeki tercihlerini anlattığı görsel içerik.
  • Two Become One 5dk’lık, isminden de tahmin edileceği gibi Joi ve Mariette’nin adeta tek bir kadın haline geldiği o şahane sahneye odaklanılmış bir kamera arkası içerik. Bonus diskte en beğendiğim bölüm bu oldu diyebilirim.
  • Dressing The Skin: The Fashion of Blade Runner 2049 Son zamanlarda çok ilgimi çekmeye başlayan bölümlerden biri, kostüm tasarımları ve tercihlerin anlatıldığı bölüm. 6dk’lık  bu kısa bölümde gelecekte moda nasıl olacak gibi tartışmalar ile başlayıp özellikle Ryan Gosling’in ve Slyvia Hoek’in kostümlerine bolca değiniliyor.

 

Kutsal Geyiğin Ölümü – DVD incelemesi

Kutsal geyiğin ölümü

A surgeon never kills a patient.

Film

Geçen yılın en çok beklediğim filmleri tek tek blu-ray ve DVD olarak piyasaya çıkmaya başlamışken hangi sıra ile inceleme yapacağımı şaşırmış durumdayım. Yorgos Lanthimos, Köpek Dişi’nden beri takip ettiğim ve Haneke gibi rahatsız edici filmleriyle dikkatimi sürekli üzerinde tutan yönetmenlerden biri. Özellikle The Lobster sonrası yönetmen beğeni grafiğini iyice arttırıyor ve 2017’nin en beğendiğim filmlerinden birini izleme keyfini bana sunuyor.

Film rahatsız edici bir kalp ameliyatı sahnesi ile başlayıp, yavaş yavaş ilerleyerek karakterleri bize tanıtıyor. Kalp cerrahı Steven (Colin Farrell)’ın ile göz doktoru eşi Anna (Nicole Kidman)’ın ve iki çocukları ile mutlu ailesi’ne yavaş yavaş yaklaşmaya başlayan, babasını kaybetmiş Martin’in hikayesini öğrenmeye başlıyoruz ve karanlık sırlar filmi Haneke-vari bir kabus’a çeviriyor. Kutsal Geyiğin Ölümü bir yunan miti, Iphigenia’dan esinlenerek isimlendirilmiş, filmin sonlarına doğru yaşanan olaylarla Yunan miti arasında bağlantı kuruluyor.

Film diskin üzerinde de yazdığı gibi bir çok açıdan Kubrik filmlerini andırıyor. İç mekan çekimleri, mekanlardaki simetri ve hatta renklere kadar. Bu benzerlikler sayesinde de 2001: A Space Odyssey’deki gibi ya da Shining’deki gibi klostrofobik bir atmosfer yaratılmış. Ayrıca Nicole Kidman, görsel olarak bire bir Eyes Wide Shut’taki gibi.

Martin (Barry Keoghan), Dunkirk‘teki rolünden sonra o donuk gözlerine çok uygun bir rolde karşımıza çıkıyor, sanırım ilerde daha da fazla göreceğiz Keoghan’ı. Kimi yorumcular Martin’i doğaüstü yetenekleri yüzünden ve filmdeki adalet arayışı/sağlayışı sebebiyle tanrı benzertmesi yapmış.

Film güzel kurgulanmış bir gerilim/korku filmi. Haneke’nin Funny Games’indekini andıran aileye yapılan rahatsız edici bir istila konu ediliyor. Cannes film festivalinde En İyi Senaryo ödülünü almış.

Ekstralar

Filmde iki dakikalık bir Lanthimos yorumundan başka trailer’lar dışında bir ekstra yok. Diskin arkasındaki özel seçeneklerdeki dört maddeye inanmayın, sadece filmi izleyeceksiniz, diskte başka bir içerik yok. Bunu bilerek alın filmi.