Apocalypse Now Blu-Ray İncelemesi

I love the smell of napalm in the morning.

Film

Tozlu rafımda izlenmeyi bekleyen filmlerden biri daha tesadüflerle birlikte izledim. Aylar önce almıştım Apocalypse Now Blu-ray’ini. Elimdeki versiyon sansürsüz olduğu için üç saatin üzerinde bir film, ekstraları da ekleyince beş saate yaklaşıyordu, bundan dolayı izlemeyi erteliyordum.

Ünlü yönetmen Francis Ford Copolla’nın, Joseph Conrad’ın modern klasikler arasında gösterilen kitabı Karanlığın Yüreğinde (Heart of Darkness)’den Vietnam savaşı temalı uyarlaması olan Apocalypse Now 1976’da çekilmeye başlanmış, 1979’da da gösterime girmiş. Üç yıl gibi bir hazırlık süreci, Copolla ailesi için oldukça zor geçmiş. Filmin ekstralarında ve Hearts of Darkness: A Filmmaker’s Apocalypse belgeselinde çekim sürecinde yaşananlarla alakalı bolca içerik mevcut. Ayrıca Vietnam savaşı 1975’te bittikten sonra coğrafi benzerlikten dolayı Filipinler’de çekilen film, Filipinlerde çıkan ayaklanmalardan dolayı da aksaklıklara uğramış.

Joseph Conrad’ın kitabı, katıldığım korku filmleri ile alakalı bir film atolyesinde, tam da filmi izlediğim dönemde çıktı karşıma. Notlarıma aldığım kitabı araştırırken filmin bu kitabın uyarlaması olduğunu farkettim.

Apocalypse Now çekimleri sırasında Copolla kahramanı Captain Willard gibi bilinmeyene doğru bir yolculuğa çıkıp, Willard’ın yaşadığı cehennemi bizzat Copolla ve ailesi de çekimler sırasında yaşanan talihsizlikler ve aksaklıklarla yaşayarak, Willard’ın hikayesini paylaşmışlar. Copolla bir basın toplantısında bu yol hikayesinin kendi içinde yaşadığı bir yol hikayesine benzetmesi de bu yüzden sanıyorum.

Hearts of Darkness : A Filmmaker’s Apocalypse

Burada Blu-ray diskinde olmayan fakat film ile alakalı bence izlenmesi gereken bir belgesele yer vermek istiyorum : Hearts of Darkness : A Filmmaker’s Apocalypse.

Apocalypse Now’ın çekim sürecini anlatan, yönetmen Copolla’nın eşi Eleanor Copolla tarafından hazırlanmış bir belgesel. Filmi izledikten sonra Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği ismi ile Türkçe’ye çevrilen Hearth of Darkness kitabını araştırırken karşıma tesadüfen çıkan bu belgesel izleyiciye filmin zorlu çekim sürecini anlatıyor.

Belgeselde 238 günlük çekim sürecinde yaşananlar, Eleanor Copolla’nın, eşinin haberi olmadan kaydettiği ses kayıtları ve filmin çekimleri sırasında olan onlarca yıpratıcı olaya şahit oluyoruz. Mesela Michael Sheen’in oynadığı Captain Willard karakterini ilk başta Harvey Keitel’a verilmiş, fakat çekimlerin ilk haftasında Copolla tarafından rol ondan alınarak Sheen’e verilmesi, Marlon Brando’nun, filmin çekimlerinde olan aksamalardan dolayı filmi bırakmak istemesi,  Michael Sheen’in filmin 200. çekim günü civarında yaşadığı kalp krizinin yarattığı etkiler ve Copolla’nın korkuları gibi onlarca detay yeralıyor.

En ilginci Copolla’nın çekim sürecinde defalarca pes edecek seviyeye gelmesi, ses kayıtlarındaki sinirli tavırları, onlarca tahlihsiz olay sonrasında çekimlerin defalarca aksamasının etkileri gerçekten etkileyici.

İzlemeye değer bir belgesel.

Ekstralar

Öncelikle belirteyim, ekstralar için altyazı ve seslendirme dilini seçebiliyoruz, İngilizce ve Türkçe dışında bir seçeneğimiz yok, bir çok izleyici için yeterli sanırım. Ekstralar bölümü dokuz parçadan oluşan görsel içerik içeriyor.

  • 300 Kilometrelik Film : Apocalypse Now’ın Kurgusu 
    Başta yönetmen Copolla’nın olmak üzere editörlerin röportajlarının yer aldığı 18dk’lık bir görsel içerik. Toplamda 300km uzunluğunda bir film şeridine çekilmiş görsellerden yapılan kurguyu anlatıyor yönetmen ve editörler. Elde bu seviye görsel var iken filmin açılış sahnesinin tesadüfen belirlenmesi gibi şaşırtıcı ayrıntılara yerverilmiş. Ayrıca Fransızlar ile karşılaşılan sahnenin uzatılmış versiyona eklenme hikayesi, dış ses kullanımı gibi detaylara yer veriliyor.
  • Filmin Fragmanı
  • Çıkarılmış Sahneler 
    Çekilmiş 300km’lik görselden fazlasıyla çıkarılmış sahne çıkar tahmin edeceğimiz üzere. 25dk’lık bir çıkarılmış sahneler ekstrası bu yüzden şaşırtıcı değil. Kalitesi düşük bir videodan oluşan sahneler filmdeki sırasına göre sıralanmış. Çıkarılmış sahnelerin 13dk’lık kısmı Albay Kurtz’un kampında çekilen bölümde geçiyor.
  • Cannes Basın Toplantısı 
    Bu içerikte, Altın Palmiye ödüllü filmin 19 Mayıs 1979’da çekilmiş Cannes Film Festivali basın toplantısında Copolla çocuklar ile beraber basının karşısına çıkıp filmini anlatıyor. 3,5 dk gibi oldukça kısa olan görselde öncelikle sinemanın geçirdiği dönüşümden, dijitalleşmekten bahsediyor. Sonrasında filminin konusundan bahsediyor, Willard’ın yolculuğundan ve bu yolculuğun onu yokediş hikayesini anlatıyor. Copolla, filmi çektiği sırada yaşadığı yabancılaşmayı, filmdeki karakterine de yansıtıp böylece izleyiciye de aktardığını anlatıyor.
  • Fotoğraf Galerisi :
    Filmin afişlerinin, kamera arkası fotoğrafların ve filmdeki görsellerden oluşan fotoğrafların olduğu bir galeri eklenmiş. Filmde izlediğimiz bir çok sahnenin farklı açılardan çekilmiş fotoğrafları yer alıyor.
  • The Music of Apocalypse Now
    Film müziklerinin hazırlanışı ve röportajları barındıran 14dk’lık görsel Copolla’nın stüdyoda filmin müzikleri ile alakalı, çalışanlara yaptığı bir konuşma ile başlıyor.
    Sonrasında yapılan röportajda, film montajlanırken filmde bir çok The Doors parçası kullanıldığını, ama bu parçaların filmi sanki birebir anlattığını hissettikleri için çıkarıldıklarını ama girişteki The End’in bırakıldığını öğreniyoruz.
    Copolla’nın babası tarafından bestelenen ve elektronik müzik olarak yorumlanan parçaların hazırlanış aşamaları anlatılıyor.
    Filmin sonunda yer alan o tekinsiz, karanlık gitar solosunun ve filmdeki davulların hazırlanışı ile alakalı bölümler ardı ardına filmde o uzun çekim sürecinin ardından film müzikleri ve ses efektleri konusunda da çok detaylı bir çalışma yapıldığını görüyoruz, oldukça fazla emek harcanmış.
  • Apocalypse Now’ın Ses Tasarımı
    14dk’lık bu bir diğer ekstra içerik filmin ses tasarımı ve film müziklerine ayrılmış. Çekildiği dönem için devrim olan ve Stereo 5.1 ile çekilen ilk film olma özelliğine sahip filmin ses efektleri üzerine röportajları izliyoruz.
  • 5.1 Sesin Doğuşu
    Bu içerikte sinema tarihinde ses sistemlerinin gelişimi anlatılarak 5.1 surround sound sistemi, kanalların sinema salonundaki yerleşimi anlatılıyor.
  • Hayalet Helikopterin Uçuşu
    Filmin o muhteşem açılışında yer alan “hayalet” helikopterin sesinin yapılışı, 5.1 ses sistemi için sesin hazırlanması üzerinde 3dklık bir görsel içerik. İçeriğin sonunda yer alan, filmde yeralan sahne ile hoparlörlere verilen sesin gösterildiği kısım ilgi çekici.

Blade Runner 2049 Steelbook Edition Blu-Ray İncelemesi

Daha ne olduğumuzu öğrenmeden, onu kaybetmekten korkuyoruz. İyiki doğdun!

Film

Ve heyecanla beklediğim bir film daha tozlu rafıma yerleşti. Denis Villeneuve, Arrival’dan bu yana takibe aldığım bir yönetmendi. Utanarak yazıyorum, 1982 yapımı ilk Blade Runner’ı geçen sene izleme imkanı buldum. Rabarba Dergisinin Distopya sayısında okuyup listeme almıştım. Açıkçası nedense Wesley Snipes’ın oynadığı Blade olduğunu düşünüp yıllarca posterine dahi bakmamışım bu filmin. Yenilenmiş versiyonunu izleyerek şok olmuştum. 80’lerde yapılan hangi film 2010’larda izleyince size ilkel gelmiyor ? İşte artık bu soruya bir cevabım var, Blade Runner. Blade Runner 2049, 1982 yapımı ilk filme sadık kalınarak çekilmiş, renkler, teknolojiler, filmdeki ortam vs. kesinlikle gözünüze batmıyor. Müzikler Hans Zimmer imzası taşıyor, defalarca dinlenebilir. Hemen her sahne kendi başına çıktısı alınıp duvara asılabilecek güzellikte. Tekrar tekrar izlenebilecek bir film, arşivlemek için çok iyi bir tercih.

Ekstralar

Filmin steelbook versiyonu iki diskten oluşuyor. Ana diskte filmin yanında ekstralar da yer alıyor. Bu ana disk ayrıca tek parça halinde de satılıyor. Bu bölümde Ana diskte yer alan ekstralardan bahsetmek istiyorum, Bonus Diskin içeriğinden aşağıda bahsedeceğim. Ekstralar üç ayrı bölüme onlar da kendi içlerinde ayrı bölümlere ayrılmış durumda. Tüm ekstralar İngilizce ve altyazısız olarak izlenebiliyor.

İlk ekstra Designing the World of Blade Runner, 22 dk’lık bir görsel içerik. Blade Runner’ın çekildiği dünyanın nasıl hazırlandığına dair şahane bir içerik sağlıyor. İlk filmden de görsellerin kullanılarak ilk filme nasıl sadık kalındığını da görebiliyorsunuz. Filmde çok az yeşil ekran teknolojisi kullanılmış, bunu tüm kanıtlarıyla izleyebiliyorsunuz bu ekstrada. Yönetmen Villeneuve bunu kendi de dile getiriyor içerik içerisinde, oyuncular da bu gerçek ortam içerisinde filmi yaşar gibi oynadıklarını ve ortamdan çok etkilendiklerini defalarca dile getiriyorlar. İlk filmin 1982’de yani dokunmatik ekranların henüz hayatımıza girmediği zamanlarda çekilmiş olmasının etkisi belki ama filmdeki tüm teknolojik aletler mekanik. Blade Runner 2049’da da bu tercihe devam edilmiş. Bu mekanik teknolojiler ve kullanılan araçların tanıtıldığı bölüm etkileyici. Ayrıca filmi izlerken farkedemediğim bir detay, hayalet şehir – ghost town olarak geçen yer Las Vegas imiş. Las Vegas çekimleri ve setin hazırlanması ile alakalı bölümler de ayrıca beğendiğim bölümlerden bir başkası.

İkinci ekstra, Prologues bölümü ise üç alt parçadan oluşan ve 2049’a gelirken yaşanan bazı olayları anlatıyor, filmi anlamamıza olanak sağlıyor.

  • 2022 Blackout : Bu bölüm 15dk’lık bir animasyon şeklinde hazırlanmış. Kopya’ların insanlara savaş açtığı ve filmde de geçen tüm dijital verilerin kaybedildiği saldırıyı anlatıyor.
  • 2036 Nexus Dawn : Wallace’ın yeni model kopyasını tanıttığı ve neden yasaları çiğneyerek bir kopya yaptığını kendi ağzından anlattığı toplantı. Altı buçuk dakikalık şahane bir bölüm.
  • 2048 Nowhere to Run : Filmin başında avlanan kopyanın yakalanmasını sağlayan belgeleri kaydediş hikayesi.

Son ekstramız ise Blade Runner 101, yani filmdeki anahtar konuların anlatıldığı 11 dk’lık bölüm. Filmden önce izlesek daha mı iyi olurdu diye düşünmedim değil. Kopyaları, neden yaratıldıklarını ve özellikleri anlatılıyor. Neden insanlara göre ikinci sınıflar, hatta blade runner’lar neden kopyaların en alt sınıfındalar gibi sorulara cevap veriyor. Wallace’ın yükselişi, Tyrell Corp.’u alışı üzerine sorulara cevap veren bir kısım ile devam ediyor ekstramız. Bu ekstrada Joi’ler anlatılmasa olmazdı. Bu yeni AI, neden yaratıldığı anlatılıyor. Son olarak kullanılan aygıtlar tanıtılıyor. K’ın arabasının üzerindeki drone ve Wallace’ın etrafındaki nesneleri adeta kendi gözleri gibi görmesini sağlayan Pilotfish’ler anlatılıyor.

Bonus Disk

Bonus Disk toplamda 35dk’lık bir içerik sunuyor bize. İngilizce altyazı seçeneği var, fakat Türkçe altyazı mevcut değil. İçerik olarak özellikle tavsiye edebileceğim bir içerik barındırmıyor. Bundan dolayı sırf bonus disk almak için daha pahalı bir versiyonu tercih etmeye lüzum yok. Tek disklik versiyon da gayet iyi diyebilirim. İlk diskteki ekstralar çok daha tatmin edici hatta.

Bonus diskin içeriğine gelirsek, aşağıdaki gibi dört parçadan oluşan bir görsel içerik var diskte.

  • To Be Human : Casting Blade Runner 2049 17dk’lık bu görsel içerikte yönetmenin, prodüktörün ve oyuncuların ağzından filmdeki karakterler ve yoruncular tanıtılıyor.
  • Fights of the Future: The Action of Blade Runner 2049 6dk’lık aksiyon sahnelerini ve yönetmenin sahnelerdeki tercihlerini anlattığı görsel içerik.
  • Two Become One 5dk’lık, isminden de tahmin edileceği gibi Joi ve Mariette’nin adeta tek bir kadın haline geldiği o şahane sahneye odaklanılmış bir kamera arkası içerik. Bonus diskte en beğendiğim bölüm bu oldu diyebilirim.
  • Dressing The Skin: The Fashion of Blade Runner 2049 Son zamanlarda çok ilgimi çekmeye başlayan bölümlerden biri, kostüm tasarımları ve tercihlerin anlatıldığı bölüm. 6dk’lık  bu kısa bölümde gelecekte moda nasıl olacak gibi tartışmalar ile başlayıp özellikle Ryan Gosling’in ve Slyvia Hoek’in kostümlerine bolca değiniliyor.

 

Mother! Blu-ray İncelemesi

Film

Yılın en heyecan ile beklediğim filmlerinden biri Mother! sonunda blu-ray olarak piyasaya çıktı ve tozlu rafıma ekleme ve izleme şansı buldum. Trailer’ı izlediğim anda yine çarpıcı ve diken üstünde bir film seyrini garantiliyordu. Öyle de oldu. Aronofsky’nin de diskin ekstralarında verdiği röportajda dediği gibi doğal bir ortamda başlayan film gitgide doğalüstü olmaya başlıyor ve bir yerden sonra soluumuzu kesiyor adeta. Yalnız Aronofsky Mother!’da ne anlatmak istediği hakkında en ufak bir ipucu vermekten kaçınıyor. Filmle ilgili detaylara gelmeden önce bir kaç Blu-ray diskin ambalajını açtıktan sonra kapağın altından çıkan gayet sade ve üzerinde o güzel el yazısı ile karşınıza çıkan disk görsel olarak insanı daha baştan büyülüyor. Diski blu-ray oynatıcınıza koyduğunuzda karşınıza çıkan menü ve arkadaki resim, ki bu Mother!’ın afişlerinden biri (yukarıdaki resimde sol alt köşedeki), bir an bana Rosemary’s Baby filminin afişini anımsattı. Yanılıyor muyum acaba deyip nette aratma ihtiyacı duydum, yok yanılmıyorum, gayette anımsatıyor. Belki bir gönderme, belki sadece bir tesadüf. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz ?

Film alevler ile başlayıp, yanan bir evin tekrar yenilenmesi adeta bir teybin başa sarması ile başlıyor, ki bu, artık bir çok filmden alıştığımız şekilde, filmin sonunun bu görüntülere bağlanacağını işaret ediyor. Jeniffer Lawrence ve şair kocası Javier Bardem’in yenilediği kocaman ev, yaşadığımız zamanda neredeyse hiç rastlanamayacak şekilde bir arazinin içerisinde bulunuyor, evin etrafında ne bir araba var, ne de bir yol, tamamen izole, doğa ile içiçe sakin bir ev. Bu sakinlik ile başlayan film, her an bir gürültü kopacakmış hissi ile izleyicide merak uyandırarak devam ediyor. Eve nasıl ulaştıklarını anlayamadığımız misafirler ile evde tansiyon yükselmeye ve sakin hayat hareketlenmeye başlıyor, tempo sürekli artıyor. İşte Aronofsky’nin bahsettiği doğaldan doğaüstüne geçiş bu aşamada oluyor ve adeta insanlık tarihini evin içerisinde yaşıyorsunuz. Bu son cümle yine ekstralarda film ile ilgili sarfedilen cümlelerden biri.

<SPOILER İÇERİR>

Yazımı burada bölüp spoiler verecek şekilde devam etmek istiyorum. İnsanlık tarihi benzetmesi filmin ekstralarından bir alıntı demiştim. Halbuki film gözümüzün içerisine dinsel pek çok sembolü ve olayı sokarak bambaşka bir olayı anlatıyor. Ev sahibi Javier Bardem’i hristiyan inancında tanrı, Jeniffer Lawrence’ı toprak ana, Eve gelen ilk misafir Adem, eşini Havva, Bardem’in odasındaki kristal elma olarak görselleştirilmiş. Kristal kırıldıktan sonra Adem ile Havva odadan kovuluyor, sonrasında misafirleri sevişirken görüyoruz. Ardından ilk oğul Habil, sonrasında kıskanç oğul Kabil eve geliyor. Ve Kabil Habil’i öldürüyor. Sonrasında Jeniffer’in hamile kalması, Bardem’in kitabını bitirmesi, kitabın büyük bir infial yaratması ve hayranların eve akın etmesi. Adeta bir dinin doğuşu gibi. Hayranlar arasındaki ayrılıklar, kutuplaşmalar, kavgalar. Bebeğin doğuşu ile rahatlayacağız ümidi varken hazin sona doğru ilerliyoruz. Bebeğin hayranlar tarafından katledilmesi hikayenin gidişatına göre tahmini zor bir sahne değil açıkçası, ama bu kadar vahşice bir kurgu ancak bir kaç yönetmen tarafından yapılabilirdi sanırım, Aronofsky de bundandan biri. Sonrasında yaşanan Lawrence’ın linç edilmesi sahneleri, adeta Tanrı’nın oğlunun gördüğü eziyetler ve çarmıha gerilişi gibi dini olayları anımsatıyor.

</SPOILER İÇERİR>

Filmde pek çok sembol var, kimilerini internetteki incelemelerde okuyabiliyorsunuz, kimileri ise muamma. Film kesinlikle birden fazla defa izlenmeyi hakediyor, ve insanda bu hissi de uyandırıyor. Başta Jeniffer Lawrence olmak üzere tüm oyuncular çok iyi oynamışlar. Şahsen ben, film çekilirken Aronofsky ile beraber olan Lawrence’dan böyle bir performans beklemezdim açıkçası.

Son olarak ufak iki detay daha, youtube’da izlediğim bir Aronofsky röportajında Aronofsky’e filmin ne hakkında olduğu, ipucu vermesi isteniyor. O da ısrarlı sorular karşısında filmin sonundaki credits kısmına bakın diyor. Araştırmacı gazetecilik sizin için araştırdı, aradı taradı, ve sonuç aşağıda, Javier Bardem Him olarak yani Tanrı benzetmesi ile isimlendirilmiş, diğer tüm karakterlerin isimleri küçük harf ile başlıyor.

Ekstralar

Bu film için daha fazla ektra olmalıydı. Daha fazla yorum ve kamera arkası olmalıydı. Ama maalesef, tatmin etmeyecek bir fotoğraf albümü bile yok. Ekstra olarak 30dk’lık bir kamera arkası, makyaj ve efektler için hazırlanmış 6dk’lık bir videodan ibaret. Neyseki bu iki videoda gayet güzel. Özellikle filmin geçtiği sekizgen kafatası benzetmesi yapılan evin yapısı, filmde kullanılan maketler, Aronofsky’nin ev hakkındaki yorumlarını izliyorsunuz. Dış çekimlerin olduğu ilk yarıda Kanadadaki bir arazide inşa edilen sekizgen evi ve araziyi görüyoruz. Sonrasındaki karanlık iç çekimlere geçilince stüdyoda oluşturulany yeni kopyasını ve iç çekimleri izliyoruz. Belkide filmin gizemini bozmamak ya da izleyiciyi film hakkında yönlendirmemek için daha fazla materyal koymak istemediler.

Yazımıza filmin kapanış müziği ve credits ile son verelim. Yeni bir yazıda görüşmek üzere.

Dunkirk – Blu-ray İncelemesi

400.000 Adam evlerine dönemeyince evleri onlara geldi.

Bir gün Dunkirk gibi Çanakkale zaferini de böyle etkileyici bir şekilde izlemek istiyoruz diye kıskanç duygularla başlayalım incelememize. Yaz aylarında Türkiye’de gösterime giren, listeme aldığım diğer filmlerdeki gibi, kulaklarımı tüm yorumlara kapatıp blu-ray’ini beklediğim bir film daha piyasaya sürüldü ve izleyip tozlu rafımıza koyma vakti geldi. Blu-ray diskleri bulma konusunda zorlandığımız bir dönemdeyiz, sebebi nedir bilmiyorum. Yeni filmleri piyasaya çıkış tarihinden itibaren bir ay içerisinde almazsanız genellikle bir daha bulamıyorsunuz. Yada benim etrafımda bu şekilde oluyor.

Film öncekilerden farklı bir Nolan deneyimi sunuyor öncelikle. Bir dönem filmi olması açısından ve özel efekt kullanılmaması için fazlasıyla çaba harcanmış olması sebebiyle, çok farklı hissettirdi bana, Cannes’ta yarışacak bir avrupa filmi havasında izledim. Her birini alıp duvarınıza asabileceğiniz fotoğraf gibi sahneler üzerine Hans Zimmer’in müzikleri eklenince, hikaye de etkileyici olunca film sizi koltuğunuza yapıştırıyor, bitmeden yerinizden kalkamıyorsunuz.

Özel Seçenekler

Dunkirk filminin özel seçenekleri için ayrıca bir disk ayrılmış olan pakette fazlasıyla kamera arkası içerik ve röportaj bulunuyor. Bu diskteki ekstralar, başka filmlerin ekstralarında görmediğimiz bir şekilde, dil seçeneği ile hazırlanmış, yani seslendirme ve altyazı seçenekleri ile ekstraları izleyebiliyoruz. Bana göre ekstralara ayrıca bir disk ayrılmışken daha fazla materyal sağlanabilirdi. Cristopher Nolan’ın yorumuyla filmi izleme seçeneği eklenebilirdi belki. Bu haliyle ikinci disk daha çok belgesel havasında, kendi içerisinde bir bütünlüğü var. Ama alıştığımız özel seçenekler gibi değil, eksik hissi veriyor.

Özel seçenekler diski beş ayrı bölüme ayrılmış durumda.

  • Creation : Bu bölüm filmin hikayesine ayrılmış, mekan seçimine ayrılmış. Neden farklı bir yer değil de Fransa’nın kuzeyinde yer alan Dunkerque mekan olarak seçildiği üzerinde duruluyor. Gerçek mekanda çekim ile kamera tercihleri geniş ekran çekimler ve IMAX kameraların kullanımının yarattığı zorluklar üzerine bir bölüm hazırlanmış.
  • Land : Nolan filmi birbirine paralel gerçekleşen olaylardan oluşan üç ayrı bölüme ayırmış. Kara, hava ve deniz. Bu bölümde kara çekimleri üzerinde duruluyor. Kara çekimleri denince de filmin oyuncuları ile başrol konusunda yarışabilecek bir yapı, yani iskele üzerinde duruluyor. Orjinal Dunkirk iskelesinin kalıntıları üzerine 12 haftada inşa edilen aslına uygun iskelenin yapım aşaması, yaşanan zorluklar gösteriliyor. Doğal mekanda gerçekten gelgit oluyor olması ve hava şartlarının sertliği dolayısıyla iskele inşası bayağı meşakatli gerçekleşmiş. Buna ek olarak yine gerçek mekanda çekimler ve özel efekt kullanmamak için harcanan çaba sonucu  sahildeki askerlerin nasıl çoğaltıldığı üzerine bir bölüm hazırlanmış. Kıyafet seçimleri, aslına uygun hale getirilmesi ve kıyafetlerin eskitilme işlemleri ile alakalı bir bölüm daha eklenmiş. Tüm bu bölümlerde Nolan’ın takıntı seviyesinde özel efekt kullanmama inadı sonucu ekibin ne kadar uğraştığını izliyoruz.
  • Air : Filmin havada geçen uçuş sahnelerine ve uçaklara ayrılan bölümünde ise Spitfire uçakları tanıtılıyor. Nolan’ın efekt kullanmama takıntısı sebebiyle, gerçek uçak çekimlerini gerçekleştirebilmek için bir Yak 52’nin modifiye edilmesi ve devasa boyutlardaki IMAX kameraların monte edilmesi üzerine bölümler izliyoruz. İt dalaşı sahnelerinin çekimlerinin, Yak 52 içerisine oluşturulan özel bölüme aktörün yerleştirilmesi gibi detayların anlatıldığı bölüm ilgi çekici.
  • Sea : Deniz çekimleri deyince filmde ilk akla gelen Moonstone teknesi geliyor. Teknenin seçilmesi, gerçek ortamda yapılan çekimler, gemiye yerleştirilebilecek mürettebatın kısıtı gibi bir çok zorluk deniz çekimlerinde de karşılaşılmış. Sıhhiye gemisi ve aslında uygun destroyer’in bulunup Dunkerque’e getirilmesi gibi bölümler yer alıyor bu bölümde. Genel olarak bir sorun olan dev IMAX kameralarının deniz çekimlerinde nasıl zorluk yaşattığını tekrar söylemeye gerek yok sanırım.
  • Conclusion : Bu bölümde ise film müzikleri, Hans Zimmer dehası, müziğin, filmdeki tansiyonu arttırmada nasıl kullanıldığı üzerine duruluyor. Müziklerin hiç bir zaman statik kalmaması ve ritminin sürekli artması üzerine çalışılmış, bu şekilde gerilimin sürekli arttırılması sağlanmış. Bu özel seçeneğin son parçasında tüm ekip, yapımcısından görüntü yönetmenine ve oyuncusuna kadar herkes film çekimleri ile alakalı duygularını özetliyor.

Alien Covenant – Blu-ray İncelemesi

Alien Covenant Kapak

Film

Aylarca filmi izlememek için direndim, Blu-Ray’in çıkmasını bekledim. Çıktı, siparişini verdim, 10 güne yakın bekletilip, ürün temin edilemediği için siparişim iptal oldu. Tekrar sipariş verdim, bir 10 gün daha bekledim ve diske kavuştum. Filmin Blu-Ray versiyonu neden bilmiyorum ama etraftaki hiçbir kitapçıda bulunmuyor. Ekstra içeriği gördükten sonra filmi almaya karar verirseniz fiziksel olarak ulaşamayabilirsiniz. Mevcuttaki online kitap satışı yapan sitelerden birinden benim izlediğim sabır içeren yöntem ile alabilirsiniz, yani umarım..

Bu kadar sabredip elde ettiğime değdi sanırım, şahane bir film izledim. Uzay ve yaratık temalı bilim kurgu filmleri hep etkilemiştir beni. Sanıyorum yeni bir gezegen, yeni bir tür veya bilinmeyenin keşfinin verdiği heyecan beni çeken. Aynı şekilde yıllar önce oynadığım PS3 oyunu Dead Space’de de benzer deneyimi almıştım, hem keşif hem oyunun sizi içine çektiği psikoloji. Film bilimkurgu olmasının yanında elbette korku ve gerilim öğeleri barındırıyor, buna ek olarak ekibin duygusal durumu, psikolojileri de eklendiğinde gerçekten çok etkileyici oluyor. Ridley Scott, özellikle Covenant gemisindeki ekibin çiftlerden oluşmasını, bu psikolojiyi daha da yoğunlaştırmak için kullandığını anlatıyor, gayette başarılı olmuş. Diğer incelemelerimde olduğu için spoiler verip filmin keyfini kaçırmamak için konusuna değinmiyorum. Daha çok içeriğe ve ekstralara odaklanıyorum ki bu diskte yeterinde konuşulacak materyal mevcut.

Ekstralar

Diskin arka kapağına baktığınızda 3 parçalık bir ekstra paketi olduğunu görüyoruz. Menüde ekstralara girdiğimizde ise, pazardan aldım bir tane eve geldim bin tane misali 7 bölümlük bir ekstra paketi ile karşılaşıyorsunuz. Bu 7 bölüm de kendi içlerinde bir kaç bölüme ayrılmış durumda olduğunu görüyoruz :

  • Deleted and Extended Scenes
  • USCSS Covenant
    • Meet Walter
    • Phobos
    • The Last Supper
  • Sector 87 – Planet 4
    • The Crossing
    • Advent
    • David’s Illustrations
  • Master Class : Ridley Scott
  • Director Commentary By Ridley Scott
  • Production Gallery
  • Theatrical Trailers

Bu kadar kapsamlı bir ekstra paketi ile karşılaşmak çok mutlu ediyor insanı, toplamda iki saate yakın ekstra içerik mevcut.

Silinmiş veya uzatılmış sahneler 17dk’lık 12 sahneden oluşuyor. Bazı sahneler gerçekten ilgi çekici ama diskin getirdiği en parlak bu bölüm değil.

USCSS Covenant ile şahane bir ekstra bölümüne başlamış oluyorsunuz. Bu bölüm Covenant görevine çıkan ekip üzerine yoğunlaşmış bir bölüm. Başlangıç olarak Walter’ın nasıl tasarlandığını gösteren 2:34 sn’lik Meet Walter isimli bir reklam filmi ile başlıyoruz. Aynı bir otomobil reklamı izliyormuşsunuz hissi veriyor insana. Sizi kendi Walter’ınızı tasarlayabileceğiniz MeetWalter.com sitesine yönlendirmesi ve eğer ziyaret ederseniz kendi ayakkabınızı tasarlar gibi bir Walter tasarlıyorsunuz, değişik bir tecrübe.

Aynı bölüm altındaki Phobos başlıklı 9dk’lık içerik ise Covenant ekibinin görev öncesi aldıkları korku testinin görüntüleri ve ekibin teste reaksiyonlarından oluşuyor. Ekibin çeşitli duyusal testlere verdikleri reaksiyonları izlemek ilgi çekici, özellikle Walter’ın tepkileri benim daha bir ilgimi çekti.

Bölümün son videosu The Last Supper ise filmin başladığı bölümden hemen öncesinde yaşananları gösteriyor. Ekip uykuya dalmadan önce yaşananlar, son yemek. James Franco’yu bu videoda, filmde gördüğünüzden daha fazla görüyorsunuz.

Sector 87 – Planet 4 ise David, Elizabeth ve Planet 4 üzerine yoğunlaşmış bir bölüm. Tamamı David’in sesi ile kaydedilmiş kayıtlardan oluşuyor. The Crossing bölümü David ve Elizabeth’in Planet 4’a ulaşmadan önceki yolculukları ve David’in raporları gibi izleniyor. Advent bölümü ise David’in Planet 4’da yaptığı deneyler üzerine yoğunlaşmış, bir çok rahatsız edici görüntüyü barındıran 6 dk’lık bir işkence gibi. Son bölüm David’s illustrations ise çok güzel kategorize edilmiş onlarca çizimden oluşuyor. David’in deneylerini yaparken oluşturduğu çizimler ve notları tek tek inceleyebiliyorsunuz. Şahane çizimler var, özellikle yaratık çizimlerinin olduğu Alien bölümü ve hayvan çizimlerinin yer aldığı Fauna bölümü müthiş.

David'in Çizimleri
David’in Çizimleri

The Master Class : Ridley Scott bölümü ise 1 saate yakın bir belgesel havasında. Ridley Scott, oyuncular, görüntü yönetmenlerinin yorumlarının yer aldığı, kamera görüntülerinin, story board’ların izlendiği şahane bir video.

Production Gallery’de 3-5 resim değil, onlarca concept art mevcut. Şaşırtıcı derecede çok görsel içerik eklenmiş diske.

Film ile ekstralar birbirini çok güzel tamamlıyor, bir kısmı filmin içerisine neden gömülmemiş diye düşünmeden alamıyor insan kendini.

Filmin ve serinin sevenleri bu diski kaçırmasın derim. Tabi bulabilirseniz..

Rezervuar Köpekleri Blu-Ray İncelemesi

Rezervuar Köpekleri Kapak

You ever listen to K-Billy’s “Super Sounds of the Seventies” weekend?

Film

Şiddetin estetize edilmesi, yüceltilmesi denince sayılacak ilk 3 yönetmen arasında Tarantino, Tarantino’nun da ilk 3 filmi arasında Rezervuar Köpekleri vardır herhalde. Ben bu deyim ile bu filmi izlerken tanıştım. Ekstralardaki röportajlara göre Tarantino’nun sadece 3000$’a çektiği film, birkaç sahne dışında neredeyse tamamı kapalı bir depoda geçen bir film. Tarantino bu bütçeye şuan birbirinden ünlü bir çok ismi biraraya getirmeyi başarmış. Yine ekstralara dayanarak Harvey Keitel’ı, senaryosu sayesinde etkilemeyi başarmış ve projeye inandırmış. Filmde diyalogların önemli bir yeri var, hem eğlenceli hem de filmin gidişatı ile alakası olmayan gündelik hayat üzerine boş diyaloglar sayesinde Tarantino bize gangsterlerin de normal hayatın içinden, her yerde görebileceğimiz tip insanlar olduğunu göstermeye çalışıyor.

Film aksiyon türünde bir film olmasına rağmen, filme konu aksiyon sahnelerini hiç görmüyoruz. Olayların gelişimini flashbackler ile izleyip malum depoya sıkışıp sona doğru ilerliyoruz. Filmin heyecanının, şiddet ile birlikte yükseldiği Bay Sarı’nın dansı eşliğindeki kulak sahnesi ile kan seli depoya dolmaya başlıyor, Bay Turuncu’nun müthiş performansı ile devam edip sona doğru ilerliyor. Şaşırtıcı ve şoke edici olan onca şiddet sahnesinde Tarantino’nun bizi bir yandan gerip bir yandan da güldürebilmesi. Kendi filminden komedi filmi olarak bahsetmesinin sebebi de bu olsa gerek.

Filmin müziklerine de ayrıca değinmek gerekir, Tarantino bu film ve devam eden diğer filmlerinde bu geleneği bozmadı ve yıllarca dinlenebilen soundtrack albümlere vesile oldu.

Görüntü Ses ve Kapak

Filmin kapağı, yurtdışında çıkanlara göre daha iyi bir kapak ile çıkmış. Sadece Bay Beyaz filmde takım elbise ile değil, eşofmanları ile gözüküyor. Burada kapağı çizen kişi hayalgücünü kullanmış sanırım. Görüntü ve ses olması gerektiği gibi, film eski olduğu için ve görsel efekt olmadığı için çok bir beklenti ile izlemedim. Ekstralarda ise haliyle görüntü kalitesizleşiyor, hatta bazı çıkarılmış sahne ekstralarında tahammül edilemez hale geliyor.

Ekstralar

Filmin oldukça fazla ekstra seçeneği var. Tam olarak ölçmedim ama 2 saate yakın belki daha uzun ekstrası var. Çekim Mekanları ve bu mekanların keşfi üzerine bir bölüm var, bazı noktalarda Tarantino’nun mekana göre akışı değiştirdiğini öğreniyoruz. Film Laboratuvarı bölümünü çok ilginç buldum. Çünkü filmde izlediğiniz sahneleri Tarantino birebir oyuncular ile kendisi çekiyor. Yani oyuncuları çalıştırırken bazen Bay Turuncu, bazen Bay Beyaz rolünde Tarantino’yu izliyoruz. Takdir ve İthaflar bölümü de ayrıca ilgi çekici, sanırım Ucuz Roman sonrası çekilmiş bir ekstra bu. Tarantino bu filmi çekerken esinlendiği aktör, yazar ve yönetmenlerden bahsedip tek tek teşekkür ediyor. Bunlar arasında Godard’ı sayması kuralları yıkmasından ötürü ondan esinlendiğini belirtmesi beni şaşırttı, Tarantino’nun daha çok eski Amerikan ve Asya filmlerinden esin aldığını düşünürdüm.

Bu bölümde Lawrence Tierney ile ilgili ayrı bir paragraf açarak şahsına münhasır bu aktöre saygı duruşunda bulunuyor Tarantino ve tüm oyuncular. Bu bölümleri izlerken anlıyorsunuz ki Tierney gerçek hayatında oldukça aksi ve kavgacı, ama bir o kadar da komik ve sevilen bir karaktermiş. Tarantino dahil tüm oyuncular Tierney ile ilgili bir kavgasını anlatıp aktörü anıyorlar.

Söyleşiler bölümünde aktörler ile ortalama 10’ar dk’lık söyleşiler mevcut. Her birinin projeye dahil oluşu, kendilerine uygun görülen karakterleri değiştirişleri, birbirleri hakkındaki dedikodularını izliyorsunuz. Tarantino ile ilgili söyleşi ise Tarantino’nun video dükkanındaki tezgahtar geçmişinden bahsederek bu filmin çekim aşamasına kadar kısa bir tanıtım ile başlıyor. Tarantino severler için bence oldukça güzel ekstraları mevcut diskin. Ama önceki bölümde bahsettiğim gibi görsel açıdan ekstralar bölümü vasat durumda.

 

Ex Machina Blu-Ray İncelemesi

ex_machina blu-ray kapağı

Hayatta kalma isteğinden daha insanca bir şey yoktur.

Film

Ex_Machina, 28 Gün Sonra filminin yazarı Alex Garland tarafından yazılıp yönetildi. 28 Gün Sonra filminin konusunu etkileyici bulan herkesin bu cümleden sonra filme ilgi duyacağına eminim. Filmin ana karakteri Caleb’in bir teste katılmak üzere bir arama motorunun sahibinin evine konuk oluyor. Ev sahibi, geliştirdiği bir yapay zeka robot’u, Ava’yı Caleb ile tanıştırıp Turing testine sokuyor. Son yıllarda görmeye alıştığımız İnsan-Yapay Zeka ilişkisi örneği bu filmde de karşımıza çıkıyor. Sonrasında gelişen olaylar ile film bir anda bilim kurgu ile psikolojik gerilim arasında gidip gelmeye başlıyor. İzleyici empati yaparak kendini Caleb’ın yerine koyuyor ve kime inanması gerektiğini sorgular buluyor kendini. Ava’nın Caleb’a açtığı duygularının, sorduğu soruların yaratıcısı tarafından tasarlanmış sorular mı, yoksa gerçekten bir yapay zeka insanı bu kadar taklit edebilir mi sorularını sorduruyor.

Caleb rolündeki Domhnall Gleeson, İngiliz Black Mirror dizisinin 2. sezonunun ilk bölümünde benzer bir konuda rol almıştı. Filmin ilk anlarından itibaren, aktörün de etkisi ile, Black Mirror ile paralelliği farkediliyor.

Görüntü, Ses ve Disk

Film görsel olarak göz kamaştırıcı, Ava ilk olarak karşımıza çıktığı andan itibaren gerçek izlenimi veriyor ve insanı hayrete düşürüyor. Görsel efektler çok başarılı ve gerçekçi. Ayrıca mekan seçimleri ve dış çekimler büyüleyici. Diskin sadece ikonlardan oluşan menüsü, hangi ikonun ne anlama geldiğini menünün içine girmeden anlayamadığınız için biraz karışık gözüküyor.

Ekstralar

Diskte yer alan özel seçenekler kısıtlı sayıda, ama az ve öz denecek cinsten hazırlanıp diske dahil edilmiş. Hikaye, oyuncu kadrosu, tasarım, Ava’nın yaratımı, Turing testi olmak üzere beş parçadan oluşuyor. Filmi izlerken Ava’nın ne kadarının efekt olduğu, belki bir hata bulabilir miyiz umuduyla izlerken aslında ne kadar başarılı bir görsel tasarım yapıldığının ipucunu alıyoruz. Ava’nın yaratımı bölümünde bu konu ve tasarımcı ile yapılan röportaj etkileyici. Ayrıca filmin çekildiği yerlerin de var olamayacak kadar güzel olması izleyicide yine bir görsel efekt hissi uyandırıyor. Mekan seçimleri ile ilgili tasarım bölümü de ayrıca etkileyici ekstralar arasında. Turing testi bölümü ise adını aldığı teste ve işin psikolojik boyutuna bağlayarak filmin izleyiciyi kendine bağlayan noktalarına dokunuyor.

Birdman Blu-Ray İncelemesi

birdman blu-ray

 Cahilliğin umulmayan erdemi.

Film 

Yönetmen koltuğunda Alejandro Inarritu adını görmek tek başına bir heyecan kaynağıdır benim için. 21 Gram ve Paramparça Aşklar Köpekler gibi benim için çok önemli filmleri yönetmiş bir yönetmenin En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscar’larını aldığı film nasıl bir heyecan yaratır siz tahmin edin. Ana karakter Riggan Thompson’ın, çoğu zaman bizim de iç dünyamızda yaşadığımız kavgayı canlandırdığı Birdman ile çekişmesini izliyoruz. Bu arada Riggan’ın, günümüz dünyasında Broadway’de var olabilmek için oynadığı son kozlarını, önüne çıkan engelleri ve sona doğru adım adım ilerleyişini izliyoruz. Hayatı ve ölümü onun hayal gücü ile var ettiği şekliyle izliyoruz. Oscar töreninde Inarritu’ya ödülünü veren Sean Penn’in neden küfürler eşliğinde kıskanç bakışlarla ödülünü Inarritu’ya verdiğini sadece milliyetçi bir tepki sanmıştım. Eski oyuncusu olarak samimi davrandığı belli, ama yine de her şaka da bir gerçeklik payı var, adam harikulade film yapıyor.

Görüntü ve Ses

Film ve ekstralar görsel olarak çok kaliteli bir şekilde sunuluyor. Çoğu filmde gördüğümüz gibi kalitesi düşük ekstralar bu film de yerini son derece kaliteli ekstralara bırakıyor. Adeta film çeker gibi üzerinde çalışılmış. Ses ve görsel açısından blu-ray tatmin edici.

Ekstralar

Filmin ekstraları yetersiz ama çok doyurucu. Tek eksik, Türkçe altyazı. Ekstralar üç ayrı başlık altında toplanmış. Birdman : All-Access, filmin baştan sona kamera arkası belgeseli. En güzel sahnelerin çekimleri, sahne yorumları, oyuncuların yorumları, mekanın hazırlanması (evet o koca tiyatro binası, sonu gelmeyen koridorlar, birbirine açılan kapılar, hepsi bir stüdyo içerisinde hazırlanmış), kostümler ve film müziklerinin kaydına kadar herşey 33dk’lık tek belgeselde. 20dk’ya varan sahneleri, bu sahnelerin oyuncuları ne kadar yorduğunu, Inarritu’nun bu sahnelerle ilgili düşüncelerini ve oyunculara kattıklarını izliyoruz. İkinci sırada Alejandro Inarritu ve Michael Keaton ile film üzerine bir sohbet yeralıyor. Üçüncü sırada ise herbiri kocaman posterler olarak duvarlara asılabilecek çok harika fotoğrafların yer aldığı Chivo’s On-Set Photos bölümü geliyor.

Hobbit, Smaug’un Çorak Toprakları Blu-Ray İncelemesi

Hobbit, Smaug'un Çorak Toprakları

Film

Serinin en güzel, en heyecanlı filmine hoşgeldiniz. Bilbo ile cücelerin Kuyutorman’daki maceraları, örümcekler, deri değiştiren Beorn, ekibin Yalnız Dağ’a ulaşmaları ve Ejderha Smaug ile karşılaşmaları, cücelerin efsanevi hazinesi, Arken Taşı ve finali hazırlayan gelişmeler. Hobbit’i okumuş olanların da bir çırpıda bitirdiklerine emin olduğum bölümlerin tamamı bu filmde.

Paket

Filmin kutusu standart blu-ray kutusu olarak hazırlanmış. Çift diskli blu-ray paketinin ilk diski filmi ve ilk filmde ilk bölümü olan, Yeni Zelanda : Orta Dünya’nın Vatanı, Bölüm 2 belgesel ekstrasını içeriyor. İkinci disk ise özel seçeneklere ayrılmış.

Ekstralar

Özel seçenekler öncelikle Peter Jackson ile filmin setine yapılan bir yolculuğu içeriyor. Bu olabildiğince detaylı hazırlanmış belgeseli izlerken cücelerin filmdeki kadar eğlenceli olduklarını farkediyorsunuz. Oyuncuların makyajlarının hazırlanmasından sette geçen günlük hayatlarına kadar herşeye tanıklık ediyorsunuz (Evet, Bombur’un tuvalet maceralarına kadar). Bu belgeselin yanı sıra, çekim kamera arkalarına ve filmin müziklerinin klibine, trailer’lere ulaşılabiliyor.

Serinin Diğer Filmleri : 

Hobbit, Beklenmedik Yolculuk

Hobbit, Beş Ordunun Savaşı

Hobbit, Beklenmedik Yolculuk Blu-Ray İncelemesi (3D 4 Diskli Blu-Ray)

Hobbit, beklenmeyen Yolculuk

Film

Yüzüklerin Efendisi serisini çok beğenmiş ve fantastik edebiyat hayranı olarak iple çektiğim serinin ilk filmi sonunda elimde. Film çok güzel bir giriş ile başlıyor ve insanı hayran bırakıyor. Yüzüklerin Efendisinin öncesinde geçen, 13 cücenin evlerini ve mücevherlerini kurtarmak için Ejderha Smaug ile mücadelesini anlatıyor. Bir yandan da Bilbo Baggins’in yüzükle ilk karşılaşmasını ve Yüzüklerin Efendisinde gördüğümüz bir çok olayın sebeplerini anlatıyor. İlk film çok heyecanlı, ve ilham verici ama biraz dağınık. Sanırım üç filmlik bir seriyi çıkarabilmek için Hobbit dışı hikayelere de odaklanılmış. Bundan dolayı da izleyici bazen hikayeden kopuyor.

 Paket

Blu-ray diskin paketi, 4 disk olmasından ötürü, standart bluray paketlerine göre biraz daha kalın. 2 disk 3D blu-ray filmi içeriyor. Üçüncü disk filmin normal (3D olmayan) blu-ray versiyonunu içeriyor. Son disk ise özel seçenekleri ve bonusları içeriyor. Kutunun kapağı ise normal blu-ray versiyona göre biraz farklı, Gandalf’ın fotoğraflandığı 3D bir kapağa sahip, 3D diske uygun hoş bir kapak olmuş. Kutunun arka yüzündeki imla hataları can sıkıcı olsa da bir arşivci için tatmin edici bir kutu.

Ekstralar

Filmin ekstraları üç başlık altında toplanmış. İlki belgesel olarak hazırlanmış New Zeland : Home Of Middle Earth’u içeriyor. Yeni Zelanda’da kurulan Hobbiton köyü ve seride kullanılan diğer mekanlar gösteriliyor. Mekanlar açısından Yeni Zelanda’nın Orta Dünya için ne kadar uygun olduğunu kendiniz görüyorsunuz.

İkinci başlık Video Blog başlığı altında çekilmiş on adet kamera arkası videodan oluşuyor. Her biri tarihleri ile kategorilenmiş ve gayet tatmin edici bir içerik. Özellikle mekan seçimleri ve kostüm tasarımı bölümleri izleyiciye orda olma isteği uyandırıyor. Üçüncü bölüm ise trailerlara ayrılmış. Filmin trailerlarının yanı sıra filmin video oyunlarının trailer’ına da ulaşılabiliyor.

Görsel açıdan özel seçenekler diski tatmin edici ve kaliteli.

Serinin Diğer Filmleri : 

Hobbit, Smaug’un Çorak Toprakları

Hobbit, Beş Ordunun Savaşı