Şato – DVD İncelemesi

Michael Haneke’in en sevdiğim yönetmenlerden biri olduğunu söylemiş miydim ? Evet, Mutlu Son‘da söylemişim. Bu sebepten her filmini bir kolleksiyoncu olarak alıp saklıyorum. Şato filmi en nadir bulunan ve pek bilinmeyen filmlerinden biri. DVD’sini bulmak beni şaşırtmıştı açıkçası. Çünkü Haneke bu filmi Ölümcül Oyunlar‘dan önce 1997 yılında televizyon için çekti. Dolayısıyla pek bilinen bir filmi değil.

Şato, Haneke’nin Yedinci Kıta, Benny’nin Videosu ve Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası‘ndan oluşan Duygusal Buzlaşma Üçlemesinden sonra, Ölümcül Oyunlar‘dan önce çekildiği için ayrı bir heyecan yaratıyor. Çünkü bu dönem Haneke’nin en şoke edici filmlerini çektiği dönem. Film Kafka’nın aynı isimli romanının Haneke tarzında bir uyarlaması. Bay K.’nin kadostro memuru olarak bir köye atanmasını, ama köylülere kendini bir türlü kabul ettirememesi, kanıtları ararken kendisininde şüphe etmeye başladığı varlığı üzerine geçen bir hikaye. Filmin Oyuncuları Ulrich Mühe ve Susanne Lothar’ı, ki kendileri gerçek hayatta evliler, Ölümcül Oyunlar‘da evli bir çift olarak görüyoruz. Bay K.’nin yardımcısı Arthur’u ise yine Ölümcül Oyunlar‘da evi istila eden Peter olarak görüyoruz.

DVD’nin görsel kalitesi tatmin edici değil. Kolleksiyoncu olarak bu filmin diskini elde etmek memnun edebilir ama, seyir zevki düşük. Fakat DVD’ye muhteşem bir kapak tasarımı yapmışlar bence. Bay K.’nin yardımcıları Bay K.’nin görev evranlarını ararlarken karıştırdıkları dolap DVD kapağı olarak kullanılmış.

Özel Seçenekler

Diskin özel seçenekler bölümünde Yapım Belgeseli başlıklı bir dosya görmek beni heyecanlandırdı ve sevindirdi. Dosyanın 56 dk’lık bir kamera arkası ve röportajlardan oluşuyor olması daha da mutlu etti. Fakat belgeseli izledikçe bunun Kurdun Günü ile alakalı bir belgesel olduğunu farkettim. Maalesef belgesel içerisinde Şato filminin adı dahi geçmiyor. Kurdun Günü’nün çekimleri, galaları ve röportajlarından oluşan bir belgesel eklenmiş diske. Şato filmi ile alakalı internette de çok az kaynak bulunduğunu düşünürsek normal karşılanabilir ama aldığınız bir diskte farklı bir filmin belgeseli ile karşılaşmak hayak kırıklığı yaratıyor.

Alien – Yönetmenin Özel Versiyonu – DVD İncelemesi

That’s not our system!

Film

Son aylarda zevkime göre Bluray çıkmadığı için daha önceden satın aldığım ve izlemek üzere beklettiğim DVD ve Bluraylere yöneldim. Yaratık – Yönetmenin Özel Versiyonu da bunlardan bir tanesi. İlk kez ne zaman izlediğimi hatırlamadığım, muhtemelen bir Parliament sinema gecesinde tanıştığım Yaratık’ı tekrar izlemek, üstelik Alien Covenant gibi güncel bir Yaratık filminin üzerine izlemek şahane bir tecrübe oldu. Böyle seri filmleri sırası ile izlerim normalde ama nedense böyle yapmadım Yaratık için.

Bazı filmler var ki izlerken 70-80’lerde çekildiğine şaşırıyorsunuz. Görsel efektler günümüz teknolojisi ile kıyaslayınca fena halde sıkıcı gelebiliyor. Birçok kişi kızacaktır biliyorum ama Terminatör mesela bu kapsamda benim için. Ama Yaratık bu filmlerden değil, görsel açıdan gayet tatmin edici (bir sahne hariç, sanırım herkes aynısını düşünüyordur). En son bu düşünceyi The Thing – Şey’i izlerken düşünmüştüm.

Film ticari kargo gemisi Nostromo’nun bir yardım çağrısı alıp çağrıyı araştırmak üzere bilinmeyen bir gezegene gitmesi ve mürettebatın başına gelenler üzerine bir bilim kurgu, gerilim filmi. Ekstralarda yer alan yorumlu versiyonu izlediğinizde şahane detayları farkediyorsunuz filmde. Mesela gemi içerisindeki teknik ekipmanların uçak mezarlığından toplanıp çoğaltılarak gemi içersine monte edildiğini, yıllanmış gibi gözükmesi için ayrıca bir çalışma yapıldığını öğreniyoruz.

Özellikle  gezegende bulunan geminin içine giren mürettebatın gösterildiği sahnelerde Ridley Scott’ın yaptığı yorumlar ve betimlemeler harikulade Sanki başkasının filmini izlerken yorumluyormuş gibi bir havada anlatıyor. Geminin iç yapısının ne kadar organik olduğuna, yumurtaların bulunduğu yerdeki lazerin adeta yumurtaları koruyan bir zar olduğunu, Kane’in ayağı kayıp lazerin içerisine doğru düştüğü zaman bir şeyleri tetiklemiş olabileceği, adeta bir kabuğu kırdığını betimlediği müthiş yorumlar filme bakış açınızı değiştiriyor.

Özel Seçenekler

Diskin menüsü ilk bakışta fazlasıyla karışık bir hiyerarşide düzenlenmiş, pek çok içerik mevcutmuş gibi geliyor, labirent gibi nereye tıklayacağınızı şaşırıyorsunuz. Bir süre sonra deneme yanılma yoluyla menüyü keşfedince hakim oluyorsunuz. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu daha sonra idrak ediyorsunuz. Diskin menüsü filmin anlatım dili ile tam bir uyum içerisinde, menüde dolaşırken adeta Nostromo’nun koridorlarında geziyormuş ya da terminallerinden birini kullanıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.

Diskte 2003 Yönetmenin Özel Versiyonu ve 1979 da dağıtılan sinema gösterimi versiyonu mevcut. Yönetmenin Özel versiyonu menüsü altında yönetmen, teknik ekip ve oyuncuların topluca yaptıkları yorumlu anlatım ekstrası mevcut. Çok kalabalık bir ekip tarafından film yorumlandığı için ve kimin konuştuğunu göremediğiniz için takip etmesi biraz yorucu geldi bana.

Buna ek olarak filmin hemen başında Ridley Scott tarafından filme giriş tanıtım videosu eklenmiş diske. Bu içerik filmi izleme deneyimi sırasında karşınıza aniden çıktığı için biraz şaşırtıyor. Ridley Scott, yönetmenin özel versiyonunda filme yaptığı müdahaleler hakkında bilgi veriyor.

Diskte bunlar dışında özel seçenek bulunmuyor.

 

Abluka DVD İnceleme

Film

2015 yılsonunda gösterime giren ve DVD’si çıktığı gibi aldığım Abluka’yı anca izleme fırsatı buldum, yine geç izlenen bir güzel film. Emin Alper’in Tepenin Ardı’ndan sonra çektiği ikinci filmi olan Abluka 72. Venedik Film Festivalide Jüri Özel Ödülünü aldı.

Politik şiddet olaylarının yaşandığı İstanbul’da, terörist’lerin yoğulukta olduğu mahallede, gördüklerini, farkettiklerini polise raporlaması şartı ile hapisten erken ile salınan Kadir’in ve kardeşi Ahmet’in devlet baskısı ile gitgide paranoyaklaşan, hayal ile gerçeğin birbirine geçtiği hayatlarını anlatıyor.

Emin Alper filmini, 90’larda yaşanan Gazi Mahallesi olaylarından ilham alarak, 2009’da kaleme almaya başlamış. Film gösterime girdikten sonra tekrar benzer olayların yaşanması ise üzücü bir tesadüf. Film belli olmayan bir zamanda, belli olmayan bir örgüt tarafından gerçekleştirilen eylemlere dayalı distopya şeklinde bir anlatıya sahip. Karakterlerin şiveleri Orta Anadolu ve Ege şivesi, dolayısıyla günümüzdeki olaylara benzer olaylar tam olarak gerçeklere dayanmıyor, dayandırılmak da istenmemiş.

Kadir’in polis tarafından baskı altına alınması, baskının şiddetinin artması ile birlikte paranoyanın artması, komplo teorilerinin abartılması filmi tek solukta izlememizi sağlıyor. Kadir’in kardeşi Ahmet ise belediye’nin sokak hayvanlarını öldüren bir timinde çalışıyor. Düşman ilan edilen ve yaraladığı köpeklerden birini, evine alıp bakmaya başlaması ile kendini bir nevi teröristlere yardım ve yataklık eden bir konumda hissetmeye başlıyor. Köpekler metafor olarak teröristleri işaret ediyor. Ailesi ile alakalı sorunlar yaşayan Ahmet, köpeği herkesten sakladıkça delirmeye başlıyor. Filmin sonlarına doğru Kadir ile Ahmet’in her karşılaşmasını hem Kadir tarafından hem Ahmet tarafından ayrı ayrı izleyip, karakterlerin yaşadıkları baskıyı kendi açılarından, kendi sıkıntılarına göre değerlendiriş biçimlerine tanık oluyoruz.

Yoğun kapı zili, telefon çalma sesleri, kazma kürek ve patlama sesleri filmin gerilimini arttırıyor, karakterlerle birlikte izleyiciye de gerginlik aktarılıyor. Kadir’i canlandıran Mehmet Özgür ve Ahmet’i canlandıran Berkay Ateş şahane performans çıkarmışlar. Özellikle Berkay’ın yüz ifadeleri, olaylar karşısındaki tepkileri oldukça gerçekçi.

Film boyunca devam eden hayal ile gerçek arası gidip gelen sahneler hakkında bir karara varabiliyoruz, yalnız filmin final sahnesi izleyiciye bırakılmış son bir bulmaca gibi adeta.

Özel Seçenekler

Diskin özel seçenekler için ayrılan bölümünde bir DVD için oldukça fazla içerik mevcut.

  • Filmin Fragmanı
  • Görme Engelliler İçin Sesli Betimleme
  • Fotoğraf Galerisi
  • Çıkartılmış Sahneler : Aslında tek çıkartılmış sahneden bahsediyoruz, 5dk’lik, Ahmet ile Kadir arasında meyhanede geçen bir sahne, Kadir’in ortanca kardeş Veli’ye olan kıskançlığını daha net ortaya koyan bir sahne.
  • Kamera Arkası : 27 dk’lık kamera arkası görüntülerden oluşan bir görsel içerik.

 

Mutlu Son – DVD İncelemesi

Eğer böyle bir şeyi televizyonda görsen normal karşılarsın. Doğa böyledir. Ama gerçek hayatta, insanın ellerini titretiyor.

Film

Avusturyalı yönetmen Michael Haneke, her filmi olay yaratan, izleyenleri şok eden, çarpılmışa döndüren, rahatsız edici filmleri ile ünlü ve şahsen benim en etkilendiği yönetmenlerden biri. Haneke’nin son filminin adını, yani Happy End – Mutlu Son’u duyduğumda, fazlasıyla heyecanlandım. Aynı Funny Games’te olduğu gibi yönetmen yine ironik bir isimle filmini izleyiciye sunduğu çok belli idi.

Film ile ilgili ilk yorumlar çok iç açıcı değildi, açıkçası biraz hevesim kaçmıştı ama filmi izledikten sonra açıkçası rahatladım, her ne kadar eski filmlerinden farklı bir konu anlatmasa da yine de tipik bir Haneke filmi diyebiliriz.

Haneke, filminde, burjuvazi, göçmen sorunları, sosyal medya eleştirisi gibi pek çok temayı bir arada ele almış. Bu temaları ele alırken de sanki eski filmlerinden parçaları, kırıntıları tek tek yeni filmine aktarmış gibi gözüküyor. Benny’s Video, Cache ve Amour’dan alınan parçaları farketmemek mümkün değil.

Film, genç oyuncu Eve’ın akıllı telefon ile çektiği görüntüler ile başlayıp daha ilk saniyelerden Benny’s Video’yu anımsatıyor. Eve, annesinin zehirlenmesi sonucu babasının ve üvey annesinin yanına taşınıyor. Başta Jean Louis Trintignant’ın canlandırdığı büyük baba Georges Laurent olmak üzere tüm Laurent ailesi aynı evde evin hizmetçileri Faslı bir aile ile beraber yaşıyorlar. Burada bir parantez açalım, Georges karakterini canlandıran Trintignant Amour’da da Georges karakterini canlandırıyordu. Yönetmen bunun da ötesinde bir gönderme yaparak Amour’u selamlıyor, bu kısım filmi izlememiş olanlara sürpriz olarak kalsın. Yine filmin başındaki inşaat alanındaki çekimler ve gerçekleşen kaza sahnesi Cache – Saklı filminde izlediğimiz uzun, hareketsiz, tek plan çekimlerini anımsatıyor.

Ailenin başına gelen tatsız olayları tek tek aktarılırken aile fertleri arasındaki sorunları ve soğukluğu, burjuvazi eleştirileri eşliğinde ard arda izliyoruz. Anne’nin yaşadığı aşka(!) telefon konuşmaları ile tanık olup, Thomas’ın kaçamaklarını sosyal media hesabından yaptığı yazışmalarla izliyoruz. Hemen her Haneke filminde olduğu gibi televizyon da filmde bir karakter olarak yerini alıyor ve işçi sorunları ile alakalı gerçek haberleri ileterek kapitalizm eleştirisini yapıyor.

Film pek çok Haneke filmine göre çok daha kolay izlenebilir ve anlaşılır bir tempoda ilerliyor. Hatta ikinci izlemede tüm taşlar yerine oturuyor diyebilirim.

Thomas Laurent  karakterini canlandıran Mathieu Kassovitz ile Anne Laurent karakterini canlandıran Isabelle Huppert yine her zamanki gibi muhteşem oynamış.

Filmin sonlarına doğru izlediğimiz ailenin büyük babası Georges Laurent ile torunu Eve arasında geçen mesafeli diyalogda, ard arda gelen itirafların olduğu sahne filmin beni en çok etkileyen sahnesi. Bir eleştirmenin dediği gibi bu filmde çocukların bilinci, yetişkinlerin de etiği yok.

Filme adını veren “Mutlu Son”‘a doğru ilerlerken yine cepten çıkan akıllı telefon filmin kapanışını yapıyor. Haneke yine vaadedileni veriyor ve o huzursuz seyrini sunuyor.

Ekstralar

Başka Sinema Seçkisi serisinden çıkan Mutlu Son DVD’si bozuk çıktığı için filmi internetteki mecralardan indirip izlemek zorunda kaldım, buradan eleştirimi de yapmış olayım. DVD’nin arka kapağında iki adet ekstradan bahsediliyor, filmin fragmanı ve fotoğraf galerisi. Disk bozuk olduğu için bakma şansım olmadı, açıkçası heveslenmedim de. Bir kamera arkası içeriği ya da  Cannes röportajı olsaydı diski değiştirmeyi düşünebilir veya yenisini edinebilirdim. Haneke filmlerini ne zaman blu-ray olarak edinebileceğiz çok ama çok merak ediyorum.

Kutsal Geyiğin Ölümü – DVD incelemesi

Kutsal geyiğin ölümü

A surgeon never kills a patient.

Film

Geçen yılın en çok beklediğim filmleri tek tek blu-ray ve DVD olarak piyasaya çıkmaya başlamışken hangi sıra ile inceleme yapacağımı şaşırmış durumdayım. Yorgos Lanthimos, Köpek Dişi’nden beri takip ettiğim ve Haneke gibi rahatsız edici filmleriyle dikkatimi sürekli üzerinde tutan yönetmenlerden biri. Özellikle The Lobster sonrası yönetmen beğeni grafiğini iyice arttırıyor ve 2017’nin en beğendiğim filmlerinden birini izleme keyfini bana sunuyor.

Film rahatsız edici bir kalp ameliyatı sahnesi ile başlayıp, yavaş yavaş ilerleyerek karakterleri bize tanıtıyor. Kalp cerrahı Steven (Colin Farrell)’ın ile göz doktoru eşi Anna (Nicole Kidman)’ın ve iki çocukları ile mutlu ailesi’ne yavaş yavaş yaklaşmaya başlayan, babasını kaybetmiş Martin’in hikayesini öğrenmeye başlıyoruz ve karanlık sırlar filmi Haneke-vari bir kabus’a çeviriyor. Kutsal Geyiğin Ölümü bir yunan miti, Iphigenia’dan esinlenerek isimlendirilmiş, filmin sonlarına doğru yaşanan olaylarla Yunan miti arasında bağlantı kuruluyor.

Film diskin üzerinde de yazdığı gibi bir çok açıdan Kubrik filmlerini andırıyor. İç mekan çekimleri, mekanlardaki simetri ve hatta renklere kadar. Bu benzerlikler sayesinde de 2001: A Space Odyssey’deki gibi ya da Shining’deki gibi klostrofobik bir atmosfer yaratılmış. Ayrıca Nicole Kidman, görsel olarak bire bir Eyes Wide Shut’taki gibi.

Martin (Barry Keoghan), Dunkirk‘teki rolünden sonra o donuk gözlerine çok uygun bir rolde karşımıza çıkıyor, sanırım ilerde daha da fazla göreceğiz Keoghan’ı. Kimi yorumcular Martin’i doğaüstü yetenekleri yüzünden ve filmdeki adalet arayışı/sağlayışı sebebiyle tanrı benzertmesi yapmış.

Film güzel kurgulanmış bir gerilim/korku filmi. Haneke’nin Funny Games’indekini andıran aileye yapılan rahatsız edici bir istila konu ediliyor. Cannes film festivalinde En İyi Senaryo ödülünü almış.

Ekstralar

Filmde iki dakikalık bir Lanthimos yorumundan başka trailer’lar dışında bir ekstra yok. Diskin arkasındaki özel seçeneklerdeki dört maddeye inanmayın, sadece filmi izleyeceksiniz, diskte başka bir içerik yok. Bunu bilerek alın filmi.

Yurttaş Kane – DVD İncelemesi

Yurttaş Kane Kapak

People will think what I want them to think.

Film

Bu yazım ile başlattığım tozlu sandık bölümünde sinefillerin arşivlerinde olması gereken nispeten eski filmlerin DVD ve Blu-Ray ortamındaki göz atıyor olacağız. İlk olarak, kimilerine göre sinema tarihinin en iyi filmi olarak anılan Yurttaş Kane’in 70. yıl özel versiyonu DVD’sini inceliyor olacağız.

70. Yıl Özel Versiyonu olarak hazırlanmış disk Yurttaş Kane’in dijital olarak yenilenmiş halini ve onlarca döküman ve video kaydı içeriyor. Diskin arka kapağında 16:9 ekran genişliği diskin menüsü ve ek seçenekler için yazılmış, orjinal film 4:3 oalrak izlenebiliyor. Film, çok zengin, ünlü bir medya devi olan kurgu karakter Charles Foster Kane’in hayatı hakkında. Orson Welles hem yönetmiş, hem oynamış. Birçoklarına göre sinema tarihinin en iyi anti-kahramanı C.F. Kane’in yükselişi, medyayı kullanışı ve çöküşüne tanıklık ediyoruz. Filmdeki pek çok olay, aradan geçen 80 yıla rağmen işlerin hala medyanın aynı yöntemlerle kullanıldığını ve olayların manipule edildiğini gösteriyor. Açıkçası filmi izlerken medya üzerindeki oyunların yanı sıra C.F.Kane’in özel hayatı, filmin evlilik üzerine acımasız yorumlarından oldukça etkileyici.

Ekstralar

Diskte bir DVD için oldukça fazla ve kaliteli ekstra bulunduğunu söyleyebilirim. Ekstra bölümü, 1 Mayıs 1941 yılında filmin premier gösteriminden 1dk’lık bir kesit ile başlıyor. Sonrasında Commentaries bölümünde Roger Erbert ve Peter Bogdanovich’in yorumları yer alıyor. Filmi izledikten sonra bir kere de Roger Erbert’in yorumları ile filmi bir daha izlemenizi tavsiye ederim. Yılların sinema yorumcusu, filmi sahne sahne, dikkat edilmesi gereken her ayrıntısına detaylı bir şekilde değinerek öyle bir yorumluyor ki şaşırıyorsunuz. Filmde günümüz seyircisinin kolaylıkla farkedemeyeceği, dönemine göre çığır açan bir çok değişik çekim tekniği olduğunu farkediyorsunuz. Neden Yurttaş Kane bir çok listede hala bir numara, Roger Erbert’ten dinleyin, ufuk açıcı.

Yurttaş Kane  DVD İçerik

Bir diğer ekstrada, Interviews bölümünde C.F.Kane’in ilk karısını canlandıran Ruth Warrick ve filmin editörü Robert Wise’ın yorumları ile Orson Welles’i ve filmin çekilme sürecini dinliyoruz. Production ve Post Production başlıklı iki bölümde ise film için hazırlanan çizimler, film afişleri, fotoğraflar, sözleşmeler, film ile alakalı yapılmış yazışmalar gibi onlarca döküman sığdırılmış diske. En son ekstrada, Theatrical Trailer‘da ise fragman yeralıyor, ama bu fragman açıkçası günümüz filmlerinden çok farklı, filmden kesitler değil, film kadrosundaki aktör, aktrist ve kamera arkasındaki ekip’i tek tek Orson Welles’ın sesinden tanıyıp izliyoruz.

Bu diski fırsat reyonundan çok ucuza almıştım, hala denk gelen olursa affetmeyin derim, vereceğiniz paraya fazlasıyla değiyor.

Bulutları Beklerken – DVD İncelemesi

Bulutları Beklerken_Kapak

 Bölgenin yağmur ve sisle sarılmış vahşi dağlarından oluşan mekanlarının doğasındaki gizem, karakterlerin iç dünyalarındaki karmaşayı anlatmak üzere filmin en önemli karakterlerinden biri olarak kullanıldı. (Yeşim Ustaoğlu)

Film

1. Dünya savaşı sırasında Karadeniz’den göç eden Rum ailelerden birinin kızının Türk bir aile tarafından evlat edinilmesiyle ismini Ayşe olarak değiştirmiş ve sırrını yaşamaya başlamış. Babası Eleni’ye, kardeşi Niko’ya bakması vasiyeti, kardeşini göç sırasında kaybetmesi, Eleni/Ayşe’nin tramvasını bir kat daha arttırmıştır. Filmde orta yaş dönemini gördüğümüz Ayşe, tramvasının hafiflemesi için Türk kardeşi Selma ile Karadeniz’e dönmüş, Tirebolu’da bir hayat kurmuşlar. 1970’lerin ortalarında geçen film, soğuk savaş döneminin de etkisi ile yabancı düşmanlığının çok yüksek olduğu bir dönemde Ayşe’nin sıkıntısını bir kat daha arttırıyor. Yaylaların sisli, yağmurlu havası ile çetin kış adeta Ayşe’nin içinde kopuyor. Yönetmenin de dediği gibi hava şartları filmin bir karakteri gibi, hemen her sahnede kendini gösteriyor. Selma’nın ölümü ile birlikte Ayşe kardeşi Niko’ya ulaşmak için artık yola çıkıyor ve Selanik’te filme devam ediyoruz.

Her zamanki gibi olabildiğince izleme keyfini bozmadan yorum yapmaya çalıştığım film, oldukça durağan geçen minimalist filmlerden ayrılıyor, rahat bir izleyiş keyfi yaşatıyor. Sona doğru gittikçe hüzün artarak devam ediyor, Ayşe’nin sıkıntılarının son bulması ümidi de paralel olarak artıyor.

Daha önce Pandoranın Kutusu’nu izlediğim Yeşim Ustaoğlu, hep tekrar izlemek istediğim fakat bir türlü fırsat bulamadığım yönetmenlerden biri idi. Yeni farkettiğim kolleksiyon şeklinde çıkarılmış setinden seçtiğim Bulutları Beklerken, diskin üzerinde yazan “Yeşim Ustaoğlu Kolleksiyonu” ibaresine uygun olarak hazırlanmış bir film. Doyurucu bir ekstra içeriği mevcut. Kapak daha iyi olabilirmiş, 2004 yapımı olan filme 90’larda yapılmış hissi vermiş. Oysaki filmin oldukça güzel bir afişi mevcut. Diskin fiyatı da gayet uygun.

Bonus Özellikler

Hemen her diskte olduğu gibi filmin fragmanı, teaserı ve TV tanıtımı videoları mevcut. Bunun yanında yine bir fotoğraf albümü mevcut. Bu standart içeriği geçtikten sonra geriye iki güzel video içeriği kalıyor. İlki, benim çok beğendiğim, yaklaşık 40dk’lık Sırtlarındaki Hayat belgesel filmi. Bu film Karadeniz’de yaylalarda yaşayan kadınların yaşam şartlarını, günlük hayatlarını, yaylaya çıkarken verdikleri mücadeleleri, yaylada günlük hayatı gösteriyor. Bir diğer güzel içerik ise yaklaşık 10dk’lık Kamera Arkası içeriği. Filmin çekimi sırasında çekilmiş, mekan, kostüm, set hazırlıkları görsellerinden oluşan, bir sunum ya da anlatım içermeyen görsel bir içerik. Baş kısmında yadırgadığım, sonlara doğru gayet ilginç bulduğum bir kamera arkası olmuş.

Sarmaşık – DVD İncelemesi

Sarmaşık Disk

İşlevini kaybetmiş bir otorite, hiyerarşik konumunu ne kadar devam ettirebilir ?

Film

Nasıl anlatsam, nerden başlasam, diye mırıldanarak başladım bu incelememe. Hatırladıkça tüylerimi diken diken yapan, son aylarda izlediğim en etkileyici filmin arkasından ne diyeceğini bilememek. Tam olarak yaşadığım his bu.

Yönetmen Tolga Karaçelik’in Gişe Memuru filmi uzun zamandır izlenecek filmler listemde idi. Bir türlü bir kopyasını bulup izleyemedim. Kendisi ile tanışmam ikinci filmi Sarmaşık ile olacakmış meğerse. Ne yazık bana, filmi izlerken utandım bu durumdan. Film onlarca film festivalinde gösterildi, Antalya Film Festivali’nde alınabilecek tüm ödülleri süpürdü. Her festival döneminde adı kafama kazındı. Ve sonunda raflarda DVD’sini görünce hemen edindim. Keyifle izlemek için filmi iki hafta rafımda beklettim, bir utanç daha.. Sonunda uygun anı bulup izlediğimde bütün bu utançlarım bir bir yüzüme çarptı. Daha ilk sahnelerden ekranın camını delip geçen göz kontakları beni koltuğa zımbaladı. Sanki karakterler birebir karşınızda direk size bakıyorlar.

Yavaş bir tempoda başlayan film, gemi personelini yavaş yavaş tanımamız için bize vakit tanırken gelişecek olayların da temelini atıyor. Kapakta da yazan kadarıyla film Mısır açıklarında, armatürün iflas etmesinden dolayı demirli kalan gemide kalan 6 personelin aralarında gelişen olayları konu alıyor. Gemi demirlediği andan itibaren gerilim tırmanmaya başlıyor. Gerilim arttıkça ortaya çıkan sümüklü böcekler, gerilimin kavganın ve kanın habercisi gibi, her sahnede görülmeye başlıyor, görsel olarak izlemeye doyamayacağınız sahnelere dekor oluyorlar.

Karakterlerin, Sineklerin Efendisi kitabındaki ya da Alman yapımı Das Experiment (Deney) filmlerindekine benzer hakimiyet kurma çabaları ve hakimiyet kurulan tarafın isyanı Sarmaşık’ta da kendini gösteriyor.

Diskin görüntü kalitesi gayet iyi, adeta blu-ray izliyormuş hissi veriyor. Ekstralarına kadar kalitede en ufak bir pürüz yok. Poster olabilecek o kadar güzel sahneler mevcut ki. Bir de yönetmenin bize izlettiği gerilim kalitesini düşününce, bu yönetmene dikkat edin diyorum, ben edeceğim. Şimdi artık utançlardan kurtulma vakti geldi, bir an önce Gişe Memuru’nu edinme vakti geldi.

Sarmaşık Menü

Ekstralar

Bir önceki The Club incelememde beni mutsuz eden Başka Sinema Seçkisi, bu incelememde bir o kadar memnun etti. Bonus özellikler kısa olsa da, çok etkilendiğim bu filmin arkasından tatlının üzerindeki kaymak gibi beni mest etti. 10 küsür dakikalık kamera arkasında bazı sahnelerin çekim anlarına ve yönetmen Tolga Karaçelik’i sahneleri kurgularken izliyorsunuz. En gerilimli sahnelerde Tolga Karaçelik’in de, belki bilinçli olarak, gergin diyalogları beni o anlara tekrar götürdü. Çıkarılmış sahneler, sonradan izleyince hikayeyi renklendiriyor, bazıları iyiki çıkarılmış derken bazıları filme dahil olsaymış, gerginliği arttırırmış diye düşündüm. Filmin müziklerinden iki adet video klip, çok ama çok hoş olmuş. Özellikle Gevende‘den Çelik Çomak’ı yıllar sonra tekrar dinlemek iyi geldi. Bonuslar içerisinde en hoşuma giden maddeye geldik, Tolga Karaçelik’in 2009 yılında Nadir Sarıbacak’ı oynattığı kısa filmi Rapunzel‘i menüde görmek mücevher bulmuş hissi uyandırdı bende. Bazı kısa filmleri nette bulmak ve izlemek hakkaten çok zor. Rapunzel, yaklaşık 20dk’lık çok ama çok hoş bir kısa film. Ve son ekstra olarak film müzikleri eklenmiş. Sarmaşık’ın diski için gerçekten özenle ve izleyiciye pişman olmayacağı çok kaliteli içerikle dolu bir paket hazırlanmış. 8 ayrı dilde altyazı seçeneği hangi yerli filmin DVD’sinde var ? Bu bile diskin kalitesinin ipucu aslında.

İzleyin, izletin, keyifli seyirler.

The Club – DVD İncelemesi

The Club kapak

 

Özgün ve göz alıcı oyunculuk performansları.

Film

Pablo Larrain’in “No” dan sonra izlediğim ikinci filmi The Club. Öncelikle bu film rahatsız edici bir karakter filmi. Film ilk sahneden itibaren renkler ve mekanın havası ile sizi boğmaya başlıyor, soluk ve karanlık bir havada ilerliyor. Bu cümle negatif bir yorum gibi gelebilir, ama rahatsız edici filmleri sevenler için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir film.

Filmdeki her karakterin kendine has bir doğası, kendine has dürtüleri ve kendine has karanlık bir yanı var. Konusu oldukça merak uyandıran ve bir çırpıda izlenebilecek bir film. Kilise tarafından geçmişlerinden ötürü sürgüne gönderilen dört rahibin, sürgün evine gelen beşinci rahip ile birlikte sırlarının açığa çıkmasını, dürtüleri etrafında birbirleriyle yakınlaşmaları anlatıyor. Giderek artan gerilim ile birlikte sanki rahipler sizi de sürgün evine yavaş yavaş dahil ediyor. Herhangi bir karakterle özdeşleşmenize izin vermeyen yönetmen, başarılı bir şekilde sizi hikayenin içine dahil ediyor. Seyir zevkini bozmamak adına daha fazla detaya girmeyeceğim.
Filmde ciddi bir Katolik Kilise eleştirisi yapılıyor. Günümüzde vakıf evlerinde açığa çıkan taciz ve benzeri olayları düşününce bu tarz durumların Hristiyan dünyasında da oldukça yaygın olduğunu görüyoruz. Hatta kilisenin bu tarz olaylardan zarar görmemesini sağlamak için nasıl bir mekanizma geliştirdiğine şahit oluyoruz. Ülkemizde de benzer şekillerde üstü kapanan olayları düşününce tepkiler heryerde aynı diyebiliriz sanırım.

Altın Küre ve Yabancı Film Oscar adaylıkları bulunan The Club, bir Karadeniz sahil kasabasını andıran Şili’nin La Boca kasabasında çekilmiş. Oldukça puslu, karanlık ve izole. Bu ortama bir de Estonyalı Avro Parts’ın parçası eklenince filmin karanlık havası daha vurucu bir hale gelmiş.

the_club_menu

Ekstralar

Disk, fragman ve yaklaşık 10 fotoğraf içeren fotoğraf galerisi dışında bir ekstra barındırmıyor. Filmi alırken, arka kapakta ekstra olmadığını gördüğüm için fazla bir beklentim yoktu. Klasik Başka Sinema Seçkisi kapağı ile piyasaya çıkmış filmin görüntü kalitesi de çok tatmin edici değil maalesef. Yukarıda gördüğünüz gibi menüde kullanılmış sahnelerde bile kalite kendini belli ediyor. Disk film dışında size pek bir şey vaadetmiyor maalesef.

Aç Kalpler DVD İncelemesi

Aç Kalpler Kapak

Olağanüstü! Polanski ve Hitchcock çizgisinde.

Film

Geçtiğimiz yıl, sanırım İstanbul Film Festivali’nde ilgimi çekmişti bu film. Çin’de bir lokantanın erkek tuvaletinde başlayan film daha ilk sahneden filme konu çiftin arasındaki farklı beslenme alışkanlıklarına dikkat çekiyor ve çatışmayı göz önüne seriyor. Çift evliliğe doğru ilerlerken vejeteryan ve takıntılı annenin çocuğuna uyguladığı diyeti izleyerek geriliyoruz. Fazla ipucu vermeden kısaca bahsetmeye çalışıyorum ki seyir zevkiniz bozulmasın. Girls dizisinden severek takip ettiğim Adam Driver’ı bu tarz bir rolde görmek, ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Her an bizi güldürecek, filmin karanlık havasına renk katacak beklentisi ile izledim, ama yapmadı, film giderek karardı, karardı… Venedik Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu ödülleri boşa alınmamış. Alba Rohrwacher, çok uygun bir tercih olmuş, aynı Tilda Swinton gibi, bembeyaz teniyle ve hastalıklı yüz ifadesiyle rolüne fiziksel olarak da uyum sağlamış.

Yönetmen, vejeteryan olmayan ebeveyn’in gözüyle hikayeyi anlatıp, vejeteryan bireyi tercihleriyle canavarlaştırılıyor. Bu aşamada belki film vejeteryan bireyin tercihlerini ve sebeplerini de bağımsız olarak bize sunabilseydi, daha da ilginç olabilirdi. Ama yönetmen bizi empati yaptırarak, yönlendirerek, vejeteryan bireye karşı taraf olmamızı sağlıyor. Bu taraflılığına rağmen film hala ilginç ve kesinlikle izlemeye değer.

Filmin bazı sahnelerinde belgesel izliyormuş hissi veren diyaloglar, yönetmenin daha önce çektiği belgesellerin tecrübesiyle hoş bir tad bırakıyor. Konu ve tarz olarak çok alakasız da olsa District 9’ı ve özellikle The Imposter’ı anımsattı. Filmin sonlarına doğru kullanılan balık gözü lensler ile çekilmiş sahneler evdeki gerilimi arttırıyor ve sıkıntıyı izleyiciye aşırı derecede hissettiriyor.

 Kapak ve Ekstralar

Diskin kutusu klasik Başka Sinema Seçkisi kutusu olarak alıştığımız şekilde hazırlanmış. Filmin kapağı filmin oldukça güzel hazırlanmış afişi ile piyasaya çıktı, kapak filmin oldukça kısa görsel bir özeti ve herşeyi anlatıyor. Ekstralar konusunda disk çok kısır. Sadece fragman ve fotoğraf galerisi olan tipteki disklerden maalesef. Bu açıdan benim oldu, sizin fazla bir beklentiniz olmasın.